Haftasonuna girerken, yoğun yaşanan gündemden biraz uzaklaştırmak istiyorum. Olayları yorumlarken kullanılan üslup, söyleme şekli çok önemlidir.
Atalarımız, “Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır” diye boşuna söylememiştir. Haberleri dinlerken, kaşları çatık bağıra çağıra konuşan insanlardan çok sıkıldık. Sorunları tatlı bir üslupla güzelce anlatılan konuların daha çok çözüm olacağını düşünüyorum.
Bu manada, kısa bir hikayeyi de sizlerle paylaşmak istedim.
Hükümdarın birinin beyaz bir atı varmış. Hükümdar, bu atını çok severmiş. Bir gün bütün maiyetinin ("kendi adamlarının") hazır bulunduğu bir sırada:
- Bu beyaz atımın ölüm haberini getirenin kafasını uçurabilirim. Çok dikkatli olun. Çünkü bu beyaz atı canım kadar seviyorum. Onun ölüm haberi bende kriz geçirtebilir, demiş.
Günün birinde, her şeyin eceli gibi beyaz atın da eceli gelir. Ve beyaz at ölür. Hükümdarın adamlarında bir telaştır kopar. Kimse cesaret edemez ki, beyaz atın ölümünü hükümdara haber versinler. Seyis başı, düşünür taşınır, olacak gibi değil. Ben gidip hükümdara haber vereceğim. Öyle olsa da, böyle olsa da bizim kafa gidecek, der. Ve Seyis başı, hükümdarın huzuruna çıkar:
- Hükümdarım, der. Sizin beyaz at var ya!
- Evet der, Hükümdar. Seyis başı:
- O, yatmış, ayaklarını dikmiş, gözlerini yummuş, karnı şişmiş, hiç nefes almıyor, der.
Hükümdar : - Seyis başı, seyis başı! Desene, bizim beyaz at öldü!..
Seyis başı:- Aman hükümdarım! Ben demedim, siz dediniz hükümdarım, siz dediniz der ve kafayı kurtarır.
Söyleme şekli hayat kurtarabilir.
Söyleme şeklimiz bir çok şeyi değiştirir.