İletişimi problemli, dili hoyrat, nezaketi zayıf insanlarla muhatap olmamak; lüks değil, hayata karşı alınmış bilinçli bir tavırdır. Çünkü insan, en çok kimlerle konuştuğuna ve kimleri dinlediğine göre şekillenir. Üslup, bir insanın kendini ele verdiği en net aynadır.

Görgü, sonradan takılan bir aksesuar değildir. Öğrenilir, içselleştirilir ve davranışa dönüşür. Ama bazıları vardır ki ne okumakla ne yaş almakla ne de ‘’uyanık’’ görünme çabasıyla bu eksik kapanmaz. Bilgiyi edep sanır, ukalalığı özgüven, kabalığı ise dürüstlük diye pazarlamaya çalışırlar.
Bu tiplerin ortak bir özelliği vardır; Çok konuşurlar ama az şey söylerler. Cümleleri serttir, niyetleri muğlak, tavırları ise kendinden menkuldür. Karşısındakini dinlemek yerine bastırmayı, anlamak yerine üstün gelmeyi tercih ederler. Çünkü nezaket, güç ister. Kendini tanımayanın başkasına saygı duyması beklenemez.
Oysa kaliteli bir hayat; sınır çizebilen, mesafe koyabilen ve ‘’herkese katlanmak zorunda değilim’’ diyebilen insanların işidir. Her tartışmaya girmek zorunda olmadığın gibi, her üslupsuzluğu da maruz kalmak zorunda değilsin. Susmak bazen olgunluktur, uzaklaşmak ise kendine saygı.
Unutulmamalıdır ki; insanı yoran şey hayat değil, hayatın içine aldığı yanlış insanlardır. Nezaketsizlik bulaşıcıdır, üslupsuzluk yorar.
Bu yüzden görgüyü öğrenememiş, kendine bir şey katmamış ama ukalalığı meziyet sananlardan uzak durmak; ruh sağlığının sessiz ama güçlü bir korumasıdır.
Kalite, kabalıkta değil; seçicilikte gizlidir.
İnsan, dilini temiz tutmadıkça kalbini de kirletir.