Dünyanın en güzel şeyi nedir diye sorsalar, herkesin vereceği cevap farklı olurdu. Kiminin aklına büyük bir aşk gelir, kiminin özgürlük, kiminin sağlık, kiminin de uzun zamandır hayalini kurduğu bir başarı… Benim cevabım biraz daha sade olurdu: Yanında kendin olabildiğin birinin olması.

Öyle birinden bahsediyorum ki yanında ne söyleyeceğini hesaplamazsın. Cümlelerini seçmezsin. “Acaba bunu söylesem yanlış anlar mı?” diye düşünmezsin. Sessizlik olduğunda onu doldurmak için çabalamazsın. Birlikte susmak bile konuşmak kadar doğal gelir. Yanında saçmalayabilirsin mesela. En anlamsız şeyi anlatırken bile kendini tutmazsın. Bir anda çocukça bir şeye gülebilir, aklına geleni olduğu gibi söyleyebilir, bazen cümlenin ortasında konudan konuya atlayabilirsin. Çünkü karşındaki seni sürekli değerlendiren biri değildir. Senin yanındaki hâlini sever. Belki en büyük konfor da budur. İnsanın hayatında kendisini sürekli anlatmak zorunda olmadığı insanların olması…

Çünkü bazı insanların yanında kendimizi ispat etmeye çalışırız. Daha iyi görünmek, daha güçlü görünmek, daha akıllı konuşmak, daha kontrollü davranmak isteriz. Kelimelerimizi tartar, tepkilerimizi ölçer, kendimizin biraz daha “düzeltilmiş” bir hâlini gösteririz. Ama bazı insanların yanında bütün bunlara gerek kalmaz.

Dağınıksındır, dağınık hâlinle kalırsın. Canın sıkkındır, anlatmak zorunda değilsindir. Çok konuşmak istiyorsan konuşursun. Hiç konuşmak istemiyorsan susarsın. Bir şeyi yanlış anlatırsın, tekrar tekrar düzeltmeye çalışmazsın. Çünkü bilirsin ki karşındaki seni tek bir cümlene göre değerlendirmeyecektir. İşte böyle insanlar çok kıymetlidir. Sevgilin olabilir. Arkadaşın olabilir. Eşin olabilir. Hatta bazen hiç beklemediğin bir zamanda hayatına giren biri olabilir. Ama ilişkiye verilen isimden daha önemli bir şey vardır: Yanında nasıl hissettiğin. Çünkü insanın hayatında çok fazla insan olabilir ama çok az insanın yanında gerçekten rahat eder. Herkesle gülersin ama herkesin yanında kahkahan aynı değildir. Herkesle konuşursun ama herkesin yanında aklından geçeni söyleyemezsin. Herkesle vakit geçirirsin ama herkesle zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. Bazı insanların yanında ise saatler geçer ve sen hâlâ “Daha ne kadar konuşacağız?” diye düşünmezsin. Çünkü mesele konuşacak konu bulmak değildir. Mesele, konuşmak zorunda hissetmemektir.

Hayatın büyük anlarından çok, küçük anlarını paylaşmak istersin onunla. Çünkü onunla birlikteyken hayat daha az yorucudur. Kendini saklamadığın için yorulmazsın. Cümlelerini düşünmekten, yanlış anlaşılmaktan, rol yapmaktan, güçlü görünmeye çalışmaktan yorulmazsın. Olduğun gibi durursun. Ve belki de sevginin en güzel hâllerinden biri budur:

Birinin seni değiştirmeye çalışmadan, senden daha fazlasını beklemeden, olduğun hâlinle yanında kalabilmesi. Bence insan büyüdükçe bunu daha iyi anlıyor. Gençken heyecan arıyoruz. Büyük sözler, büyük jestler, kalabalık planlar, sürekli bir şeyler yaşamak…
Sonra zaman geçiyor ve insan şunu fark ediyor: Asıl lüks, yanında rahat edebildiğin bir insan.
Bize, kendi hayatımızın içinde kendimiz olmanın ne kadar güzel olduğunu hatırlatmak…