Her yıl 23 Nisan geldiğinde meydanlar süslenir, çocuklar şiirler okur, koltuklar sembolik olarak onlara devredilir. Gururlanırız… Çünkü bu bayram, dünyada eşi benzeri olmayan bir armağandır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, bir milletin çocuklarına duyduğu güvenin en açık göstergesidir.

Bu anlamlı günü çocuklara armağan eden Mustafa Kemal Atatürk, aslında sadece bir bayram vermedi; bir sorumluluk bıraktı. “Gelecek sizindir” dedi. Peki biz o geleceği ne kadar doğru inşa ediyoruz?

Bugün çocuklardan şikâyet etmek kolay. “Değer bilmiyorlar”, “eskisi gibi değiller” demek de öyle. Ama kimse dönüp aynaya bakmıyor. Biz onlara ne verdik? Nasıl bir eğitim, nasıl bir bilinç sunduk?

Cumhuriyet’in temeli eğitimdi. Atatürk’ün kurduğu sistem; akla, bilime ve çağdaşlığa dayanıyordu. Ama bugün eğitimde sürekli değişen sistemler, sınav odaklı yaklaşımlar ve değerler eğitimindeki eksiklikler, ciddi bir sorgulamayı zorunlu kılıyor.

Çocuklarımız bilgiye hiç olmadığı kadar kolay ulaşıyor. Ama doğruyu yanlıştan ayırmayı, sorgulamayı, düşünmeyi ne kadar öğreniyorlar? En önemlisi, bu ülkenin hangi emeklerle kurulduğunu, Cumhuriyet’in ne anlama geldiğini ne kadar biliyorlar?

İşte asıl mesele burada başlıyor.

23 Nisan’ı sadece bir kutlama günü olarak görürsek, Atatürk’ün bize bıraktığı mirası eksik anlamış oluruz. Çünkü bugün, aynı zamanda bir hesaplaşma günüdür. Çocuklara verdiğimiz değeri sorgulama günüdür.

Açık konuşmak gerekirse; çocukları sadece özel günlerde hatırlayan bir anlayışla sağlıklı bir gelecek kurulamaz.

Sorumluluk sadece devlette ya da öğretmenlerde değil. Ailede, toplumda, sokakta, medyada… Hepimizde. Çocuk yetiştirmek; onları büyütmek değil, onları hayata hazırlamaktır. Değerleriyle, kimliğiyle, bilinciyle güçlü bireyler hâline getirmektir.

Bugün eğer çocuklarımızdan umut bekliyorsak, onlara umut olacak bir sistem kurmak zorundayız.

23 Nisan’ın ruhu tam da budur:

Çocuğa değer vermek, onu anlamak ve geleceği ona göre şekillendirmek.
Unutmayalım…
Cumhuriyet, çocuklara emanet edildi.
Ama o emaneti korumak, bizim sorumluluğumuz.