Bugün 8 Mart… Aylardan Mart, günlerden Pazar. Dünya Emekçi Kadınlar Günü.

Sabahın erken saatlerinden itibaren telefonlarımıza mesajlar düşüyor. Sosyal medya rengârenk. Çiçekler, kalpler, mor kurdeleler… “Kadınlar baş tacıdır”, “Kadın varsa hayat vardır”, “Dünya kadınlarla güzel” …

Siyasetçisinden hukukçusuna, esnafından fenomenine kadar herkes kadınların gününü kutluyor. Basın bültenleri hazırlanmış, kameraların karşısında güzel cümleler kuruluyor. Eşler, partnerler, dostlar çiçekler alıyor, iltifatlar ediliyor.

Haklarını yemeyelim… İçinden gelenler de var. Gerçekten mücadele eden, kadınların hakkını savunan, ses çıkaran insanlar da var. Ama bazıları da var ki; danışmanların hazırladığı metinlerle, sosyal medya yöneticilerinin yazdığı cümlelerle, hazır şablonlarla mışşş gibi kutluyor…

Bugün öyle yada böyle…

Bugün kadınların ne kadar değerli olduğu anlatılıyor.

Peki yarın?

9 Mart sabahı ne değişmiş olacak?

Bu ülkede öldürülen kadınların hesabı gerçekten sorulacak mı?

Kadın cinayetleri artık haber bültenlerinde “bir kadın daha hayatını kaybetti” cümlesiyle sıradan bir başlık olmaktan çıkacak mı?

Bir zamanlar hayalleri olan, gülüşü olan kadınlar vardı.

Özgecan Aslan…

Pınar Gültekin…

Emine Bulut…

Birinin çığlığı hafızalara kazındı, birinin fotoğrafı pankartlara basıldı, birinin adı meydanlarda slogan oldu.

Ama onların ardından gelen yüzlerce, binlerce kadın daha oldu.

Bazıları haber oldu, bazıları küçük bir sütunda kayboldu, bazıları ise hiç duyulmadı.

Peki bundan sonra?

Kadınlar tacize uğramayacak mı?

Tecavüze uğramayacak mı?

Emekleri sömürülmeyecek mi?

“İntihar etti” diye kayıtlara geçen kadınların gerçekten intihar edip etmediği sorgulanacak mı? Yoksa bir dosya daha kapanıp gidecek mi?

Evde susturulan, sokakta korkutulan, iş yerinde ezilen, eğitimde geri plana itilen kadınlar gerçekten konuşabilecek mi?

Siyasetçiler kadın bedeni üzerinden siyaset yapmayı bırakacak mı?

Din tüccarları kadın bedeni üzerinden ahlak ve dindarlık pazarlamaktan vazgeçecek mi?

En basit soruyu soralım:

Kadın, erkek tarafından gerçekten sevilecek mi?

Yoksa yalnızca ihtiyaçlar için seviliyormuş gibi mi yapılacak?

Kadın; sadece doğuran, hizmet eden, arzuları tatmin eden bir varlık olmaktan çıkıp İNSAN olarak değer görecek mi?

İşte bütün mesele bu.

8 Mart güzel sözlerin günü.

Ama 9 Mart gerçeğin günü.

Eğer yarın hiçbir şey değişmeyecekse,

Eğer kadınlar hâlâ korkuyla yaşayacaksa,

Eğer adalet hâlâ geç gelecek ya da hiç gelmeyecekse…

O zaman 8 Mart sadece bir gün olacak.

Bir günlüğüne prenses yapılan kadınların, 9 Mart’ta yeniden “Külkedisi” olduğu bir gün…

Belki de asıl soru şu: Kadınlar ne zaman bir günlüğüne değil, her gün insan gibi yaşayabilecek?