Hayatın en zor ama en öğretici tarafı, her şeyin bizim kontrolümüzde olmadığını kabullenmekten geçiyor. İnsan çoğu zaman acıyı dindirmek için çabalar, kırılan yerlerini onarmaya çalışır, eksilenleri tamamlamak ister. Oysa bazı şeyler vardır ki ne tamir edilir ne de telafi. İşte tam da bu noktada öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri şudur: Acıyı zamana, insanı ise layığına emanet etmek.
Çünkü zaman, bizim başaramadığımızı çoğu zaman sessizce başarır. Bugün içimizi yakan bir hatıra, yarın sadece hafif bir sızıya dönüşür. Bugün uykularımızı kaçıran bir insan, yarın zihnimizde silik bir gölge haline gelir. Zaman, neyi tutmamız gerektiğini de neyi bırakmamız gerektiğini de öğretir; yeter ki biz onunla inatlaşmayalım.
Ama insan her zaman bu kadar sabırlı değildir. Büyük konuşur, büyük sever, büyük hayaller kurar. Sonra da en çok o büyüklerin altında ezilir. O yüzden bazen korkmak gerekir. Evet, korkmak… Büyük laflar etmekten, yarın ne olacağını bilmeden sonsuzluk vaat etmekten, birini kendimizden daha fazla sevmekten. Çünkü hayatın en zor imtihanları, en çok değer verdiklerimizle gelir.
Unutmak da bir beceridir aslında. Her şeyi hatırlamak, her duyguyu taşımak insanın ruhunu ağırlaştırır. Bu yüzden unutmak gerekir: Bizi yoranları, içimizi tüketenleri, kapımızı çalmayanları… Herkes hatırlanmaya layık değildir, her yaşanan da zihnimizde yer etmeyi hak etmez. Bazen unutmak, kendine yapılan en büyük iyiliktir.
Ama unutmamak gerekenler de vardır. Güzel anılar, bir zamanlar içimizi ısıtan insanlar, zor zamanlarda yanımızda olanlar… Hayatın bütün yükü arasında insanı ayakta tutan da tam olarak bunlardır. Hatırlamak, sadece geçmişe dönmek değil; aynı zamanda kendine neden güçlü olduğunu hatırlatmaktır.
Anlamak ise çoğu zaman konuşmaktan daha derin bir eylemdir. Söylenmeyenleri, suskunlukların arkasındaki nedenleri, yaşananların görünmeyen tarafını anlayabilmek… Her şeyin bir sebebi ve her sonucun bir bedeli vardır. Anlamak, yargılamadan bakabilmektir; bazen kendine, bazen karşındakine.
Ve en sonunda, belki de en zor olanı: Bırakmak. İnsan tutmaya meyillidir çünkü. Alışkanlıkları, insanları, anıları… Ama her şey tutuldukça iyileşmez. Bazı şeyler ancak bırakıldığında yerini bulur. Acıyı zamana bırakmak, onu taşıma yükünden kurtulmaktır. İnsanı layığına bırakmak ise kendi değerini hatırlamaktır.
Hayat, tutmakla bırakmak arasındaki o ince dengede şekillenir. Ne her şeyden vazgeçmek gerekir ne de her şeye tutunmak… Asıl mesele, neyin kalması gerektiğini ve neyin gitmesi gerektiğini fark edebilmektir. Ve belki de en büyük olgunluk, bunu kabullenebilmektir.