Günümüz ekonomileri, sadece büyüme rakamlarının peşinde koşmanın giderek daha fazla sorgulandığı bir döneme girmiş bulunuyor. Şirketlerin toplumdan aldıkları “güven kredisi” azalırken, çevresel tahribat, sosyal eşitsizlikler ve kurumsal etik ihlaller global düzeyde yeni baskı alanları yaratıyor. Bu nedenle kapitalizmin geleceği üzerine yapılan tartışmalarda giderek daha fazla dile getirilen bir kavram var: “Amaç odaklı şirketler.” Bu yaklaşımın en somut ve kurumsal karşılıklarından biri ise son yıllarda hızla yayılan B Corps sertifikasyon sistemi. Kısaca B Corp, işletmenin yalnızca kâr etmek için değil, insanların ve gezegenin iyiliği için var olması gerektiğini savunan bir anlayışı ifade ediyor. Ancak bu sistem sadece güzel niyetlerden ibaret bir çerçeve değil; oldukça detaylı, ölçülebilir, sıkı bir denetim yapısı barındırıyor ve şirketleri köklü bir dönüşüme davet ediyor.

Küresel Bir Standart: Sadece Etik Söylem Değil, Hesap Verilebilirlik

B Corps (Benefit Corporations), 2006 yılında ABD’de kurulan kâr amacı gütmeyen B Lab tarafından hayata geçirilen bir sertifika sistemi. Bugün 100’ü aşkın ülkede on binlerce firma bu sisteme geçiş için başvuru yapıyor, 7 binden fazla şirket ise sertifikayı almış durumda. Bu şirketlerin ortak noktası, iş yapış biçimlerinin çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) kriterlerine göre yeniden kurgulanmış olması.

Sistemin en dikkat çekici yanı, salt “etik beyan” üzerinden bir değerlendirme yapmaması. B Lab, şirketleri Beş Etki Alanı üzerinden ölçüyor:

Yönetişim – Şeffaflık, etik iş prensipleri, karar alma süreçlerinde paydaş odaklılık.
Çalışanlar – Ücret politikaları, iş güvenliği, gelişim fırsatları, çalışan mutluluğu.
Toplum – Tedarik zinciri sorumluluğu, yerel toplum etkisi, adil ticaret uygulamaları.
Çevre – Karbon ayak izi, enerji kullanımı, atık yönetimi, sürdürülebilir hammaddeler.
Müşteriler – Ürün güvenliği, tüketici hakları, veri sorumluluğu.

Bu ölçüm sonucunda şirketin minimum 80 puan alması gerekiyor. Bu seviye, uluslararası standartlara göre oldukça zorlu bir baraj. Hatta birçok uzman, büyük şirketlerin bile mevcut işleri sürdürülebilirlik açısından dönüştürmeden bu barajı geçemeyeceğini ifade ediyor. Dolayısıyla B Corp, “iyi niyetli bir etiket” değil; uzun vadeli kültürel, operasyonel ve finansal bir dönüşüm anlamına geliyor.

Kapitalizmin Yeni Kulvarı: Kâr ile Amaç Arasında Yeni Bir Denge

Modern iş dünyasında kârın artık tek başarı göstergesi olmadığı, ancak finansal sürdürülebilirliğin hâlâ vazgeçilmez olduğu bir geçiş dönemindeyiz. B Corp hareketi, bu ikilemi çözmek üzere ortaya çıkan yeni nesil bir yaklaşım sunuyor:

“Kâr et ama aynı zamanda iyilik üret.”

Bu, özellikle genç tüketiciler arasında güçlü bir karşılık buluyor. Z kuşağı satın alma kararlarında etik standartları daha fazla önemsiyor, şirketlerin iklim eylemi ve sosyal kapsayıcılık konularındaki adımlarını sorguluyor. Benzer şekilde yatırımcılar da ESG raporlamasını artık ek bir bilgi değil, bir risk göstergesi olarak ele alıyor. Böyle bir ortamda B Corp sertifikası, şirketin sadece çevreye duyarlı olduğunu değil, bu duyarlılığı kurumsal yönetim sistemine işlediğini kanıtlayan güçlü bir sinyal hâline geliyor.

Akademik çevrelerde B Corp’un kapitalizmin geleceğine dair bir “denge modeli” oluşturup oluşturamayacağı tartışılıyor. Bazı uzmanlar, sistemin yeni bir ekonomik paradigma yarattığını savunurken, bazıları bunun yalnızca iyi PR üreten bir süreç olduğunu düşünüyor. Ancak veriler, sertifika alan şirketlerin uzun vadede daha istikrarlı büyüme gösterdiğini, çalışan devir oranlarının azaldığını ve tüketici sadakatinin belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor.
Sertifikasyonun Zorlukları: Güçlü Bir İdeal, Ağır Bir Yükümlülük

Her ne kadar B Corp markası giderek prestij kazansa da sürece hazırlanmak şirketler için oldukça meşakkatli. İşletmelerin pek çoğu başvurudan önce en az 6–12 ay hazırlık süreci geçiriyor. Bunun nedeni, değerlendirme sisteminin yalnızca mevcut performansı değil, şirket kültürünü, yönetişim modelini ve tedarik zincirini köklü biçimde incelemesi. Bir B Corp şirket olabilmek için:

Yönetim anlayışının paydaş kapitalizmi doğrultusunda yeniden yapılandırılması,
Ürün tasarımından enerji kullanımına kadar birçok sürecin ölçülebilir hâle getirilmesi,
Üç yılda bir yeniden denetimden geçilmesi,

Ve gerekirse yasal statüde değişikliğe gidilmesi gerekebiliyor.

Örneğin ABD’de birçok eyalet, şirketlerin “Benefit Corporation” statüsüne geçmesini zorunlu kılıyor. Bu statü sayesinde şirket, kârlılıkla birlikte sosyal ve çevresel fayda üretmeyi hukuken bağlayıcı bir amaç olarak benimsemiş oluyor.
Eleştiriler ise bu noktada yoğunlaşıyor. B Corp’un özellikle KOBİ’ler için yüksek maliyet barındırdığı, sürecin bürokratik olduğu ve sistemin zaman zaman büyük şirketlerin baskısından kaçamadığı iddiaları mevcut. Ancak B Lab, son yıllarda sertifikayı daha erişilebilir kılmak ve denetim süreçlerini daha standart hâle getirmek için kapsamlı güncellemeler yapıyor.

Türkiye İçin Bir Alternatif Model Olabilir mi?

Türkiye’de ESG farkındalığı artmakla birlikte B Corp ekosistemi hâlen erken aşamada. Bugüne kadar çeşitli sektörlerden sınırlı sayıda şirket sertifika almayı başardı. Ancak özellikle ihracat yapan firmalar için bu sistem giderek daha anlamlı hâle geliyor. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat çerçevesinde karbon ayak izini ticaret politikalarının merkezine yerleştirmesi, Türk şirketleri için yeni bir uyum süreci başlattı. B Corp sertifikası; çevresel etkiyi, etik tedarik zincirini ve toplumsal sorumluluğu uluslararası ölçekte belgelemesi nedeniyle rekabet gücünü artırabilecek bir araç olarak görülüyor.
Ayrıca Türkiye’de genç çalışanların şirketlerden beklentileri hızla değişiyor. Kurumsal vatandaşlık bilincini içeren iş modelleri, nitelikli çalışanı elde tutmak açısından da önemli bir avantaj sunuyor. Bu nedenle B Corp, sadece sürdürülebilirlik değil, aynı zamanda yetenek yönetimi, marka değeri ve uzun vadeli risk yönetimi açısından da stratejik bir yatırım hâline gelebilir.

Geleceğin İş Dünyasında B Corp’un Yeri

B Corp sertifikasyon sistemi, şirketlerin toplumsal sorumluluklarını “yan faaliyet” olmaktan çıkarıp iş modelinin merkezine yerleştirmeye çalışıyor. Ekonomik krizlerin, iklim baskılarının ve toplumsal eşitsizliklerin arttığı bir dönemde bu yaklaşım, kapitalizmin daha kapsayıcı bir versiyonuna doğru evrilmesine öncülük ediyor.

Elbette ki B Corp her sorunu çözemez; ancak şirketlerin hesap verebilirlik seviyesini artırarak daha sürdürülebilir bir ekonomik düzen için güçlü bir çerçeve sunuyor. Bu model, “iyi şirket” olmayı bir tercih değil, küresel ekonominin yeni normu hâline getiren bir dönüşümü temsil ediyor. Ve belki de geleceğin iş dünyasında en kritik soru şu olacak:

“Siz sadece kâr mı üretiyorsunuz, yoksa değer de yaratıyor musunuz?”

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar