“Ben mi yap dedim, yapmasaydın.”
Bazı cümleler vardır; söylendiği anda kavga çıkarmaz. Kapıyı çarpıp gitmezsiniz. Bağırmazsınız. Hatta o an verecek bir cevap bile bulamazsınız. Sadece susarsınız.
Sonra günlerce tavana bakarsınız. Çünkü mesele, aslında o dört kelime değildir. Mesele, sizin iyi niyetinizin bir anda borç senedine çevrilmiş olmasıdır. Birisi için bir şey yaparsınız. Belki sizden istenmemiştir. Ama sevdiğiniz için yaparsınız. Yorulursunuz, uğraşırsınız, zaman ayırırsınız. Karşılığında teşekkür beklemezsiniz belki. Ama en azından yaptığınız şeyin küçümsenmemesini beklersiniz. Sonra bir gün, bir tartışmanın ortasında o cümle gelir:
“Ben mi yap dedim?” İşte o anda insanın içinde küçük bir muhasebe başlar. “Doğru… Benden isteyen olmadı.” Ama hemen ardından başka bir soru gelir: “Peki, ben neden yaptım?” Çünkü insan ilişkilerinin büyük bir kısmı zaten “benden istendiği için” yapılmaz ki.
Anneniz siz söylemeden çorbanızı koyar. Babanız siz istemeden arabanın lastiğini kontrol eder. Arkadaşınız sizin için yolunu uzatır. Sevdiğiniz insan, yorgun olduğunu bildiği halde sizi dinler. Birisi hastalandığında başında beklersiniz. Birinin işi düştüğünde “Ben mi yap dedim?” diye hesap sormazsınız. Çünkü bazı şeyler görev değildir. Bazı şeyler sevgidir. Bazı şeyler vicdandır. Bazı şeyler de sadece insanlıktır.
Elbette burada ince bir çizgi var. Kimse yaptığı iyilikleri karşı tarafa ömür boyu borç olarak yazamaz. “Senin için şunu yaptım” diyerek her tartışmada eski defterleri açmak da sağlıklı değildir. Ama iyiliği yapan kişinin bir gün, yaptığı şey yüzünden aşağılanması da başka bir mesele. Çünkü “Ben mi yap dedim?” cümlesi bazen aslında şunu söyler: “Senin gönüllü olarak yaptığın şey benim gözümde o kadar değersiz ki, şimdi onu hatırlatmana bile tahammül edemiyorum.” Oysa insanın canını yakan, yapılanın karşılığını alamamak değildir her zaman. Bazen yapılanın hiç yaşanmamış gibi davranılmasıdır. İnsan bir teşekkür beklemeyebilir. Ama yok sayılmayı da beklemez.
İlişkilerde en tehlikeli şeylerden biri de budur zaten: Bir tarafın sürekli vermesi, diğer tarafın ise bunu zamanla “zaten yapar” diye normalleştirmesi.
İnsanların gönüllü fedakârlıklarını, mecburiyetlerine çevirmemek gerekiyor.
Çünkü bir insan sizin için bir şey yapıyorsa, bunu yapabilecek gücü olduğu için değil, yapmak istediği için yapıyor olabilir. Ve o isteği küçümsediğiniz gün, aslında yalnızca yapılan şeyi değil, o insanın size verdiği değeri de küçümsemiş olursunuz. Çünkü bazı cümleler insanı bir geceliğine değil, günlerce tavana baktırır. İnsan o tavana bakarken yaptığı şeyi değil, karşısındaki insan için neden bu kadar gönüllü olduğunu düşünür. Ve bazen cevabı bulduğunda canı daha çok yanar.
Çünkü o seni kendinden biri sanmıştı…