Matematik öğretmenleri, ortaokullarda “Ticaret Bilgisi” derslerine girdiği için Eğitim Enstitüleri matematik bölümlerinin birinci sınıflarında “Ticaret Bilgisi”, üçüncü sınıflarında da “İstatistik ve Olasılık Hesapları” derslerinin okutulması müfredat gereğiydi.

Gaziantep Eğitim Enstitüsünde bu derslere ben giriyordum.

xxx

O yıllarda gençler solcu, sağcı diye ikiye bölünmüştü. Bölünme bazı mesleklerde de kendini gösteriyordu. Örneğin POLBİR, POLDER diye polisler iki dernek kurmuş, bölünmüşlerdi. Yanlış anımsamıyorsam POLBİR sol, POLDER sağ fikirli polislerin derneğiydi.

xxx

1977, 1978, 1979’lu yıllar.

Belki neyi paylaştıklarını, ne için birbirine girdiklerini dahi bilmeyen gençler, okullarda boykot yapıyorlar, birbirlerini öldürüyorlardı. Öldürenler arasında öğretmenler de vardı.

Gaziantep Eğitim Enstitüsündeki öğrenciler de ikiye bölünmüştü. Solcular ve Türkeşçiler. Bir bakardınız okula solcular hakim, bir bakarsınız sağcılar.

Bir ara solcular boykot yapmış, bu boykotlarının sonucu bir daha okula girememişlerdi; çünkü Türkeşçiler okula hakim olmuşlardı.

Sınıflardaki Atatürk resimlerinin üzerine yapışkan kâğıtlar yapıştırılmıştı. Bölüm Başkanlarının odalarında Osmanlı Padişahlarından, Yavuz Sultan Selim’in, Kanuni Sultan Süleyman’ın porteleri yer alıyordu.

xxx

1980 yılında ihtilal olmuş; asker yönetime el koymuştu.

Koalisyonlu yıllardı. Altı ay geçmesine rağmen Cumhurbaşkanı seçilememiş; kişiler, kuruluşlar ikiye bölünmüş; öğrenci, öğretmenler öldürülüyordu.

Sözün özü, Yasama ve Yürütme çalışamıyordu.

Belki bunları görünce insanlar, askerlerin yönetime el koymasını haklı göreceklerdir; doğru da olabilir.

Ancak yönetime el koyduktan sonra birçok vatandaşa askerin yaptığı zulümler de unutulacak gibi değildi.

xxx

İhtilâlı takip eden yıllarda beni de şikâyet edenler olmuştu. Ama erkekçe adıyla, şanıyla alenen şikâyette bulunulmamış; uydurma isimlerle, çamur at, izi kalsın örneği, yalan yanlış yazdığı dilekçeleri Sıkıyönetime göndermişlerdi.

Bunlardan biri, İlyas Durugöz ismiyle yazılan dilekçeydi. Bu dilekçe de, benim evimin altındaki garajda, anarşist besleyip, yetiştirip ortalığa saldığım; bürom olduğunu, büroda işler yaptığım yazılıydı.

Ben kim, anarşist yetiştirmek kim! Herkesin kendine göre muhakkak bir inancı, bir düşüncesi vardır. Okulda tarafsız davranmam, en kötü yıllarda bile öğrencilerim tarafından saygısızlığa uğramamış olmam bunun deliliydi. Bürom falan yoktu; olsa, zaten bilinirdi.

xxx

Bu yalanlar karşısında iki kez asker, bir kez de polis tarafımdan evim arandı.

Tabi bir şey bulamadılar; zaten olamazdı.

Ancak beni sabıkalı hale düşüren bir olayla karşılaştım.

Anlatayım.

xxx

Üç çocuğum, eşim ve ben Kıbrıs’a gitmiştik. Gelirken, bir çelik termos, bir saç kurutma makinesi, altı adet kahve fincanı, gümrükten de yasal hak olan ikişer karton sigara almıştık.

Polislerin araması sırasında, bu eşyalara ve pasajdan aldığım 31 ekran televizyona kaçak diye el kondu. Bu sebeple bir gün de nezarette yatmıştım.

Ertesi gün mahkemeye sevk edildim. Hâkim Rahmetli Mehmet Güneş. Televizyonu pasajdan, diğerlerini de Kıbrıs’tan aldığımı söyleyip, pasaportumu ibraz ettim.

Hâkim pasaportuma bakıp bana, pasaportta gümrük memurunca yazılı “Zati ve hediyelik eşyası görülmüştür” cümlesini okuduktan sonra, bu ifadenin geçerli olmadığını, her eşyanın teker, teker yazılması yasa gereği olduğunu söyledi.

Dolayısıyla, bu eşyalar kaçak sayılıyordu.

Bana inanan, Mehmet Güneş en az ceza vererek paraya çevirmişti.

xxx

Bir gümrük memurunun, yasayı uygulamaması veya uygulamayı bilmemesi sonucu, ben sabıkalı duruma düşmüştüm.

Hep yazıyorum ya, uygulayıcılar görevlerini yapmıyor diye!

Buyurun, şimdi de bir yumurta yasası çıktı ortaya, bakalım uygulayıcılar uyanacak mı?