Her mesleğin bir ağırlığı vardır. Ama bazı meslekler yalnızca ekmek kapısı değil, aynı zamanda bir vicdan sınavıdır. Avukatlık da işte tam olarak böyledir.

5 Nisan Avukatlar Günü, yalnızca hukukçuların takvimine düşen sembolik bir tarih değildir. Bugün, adaletin görünmeyen yükünü omuzlayan, hukukun çoğu zaman sessiz ama en dirençli savunucuları olan avukatların mücadelesini hatırlama günüdür. Çünkü avukatlık, dışarıdan bakıldığında bir meslek gibi görünse de gerçekte sabır, dirayet, bilgi, cesaret ve çoğu zaman yalnızlık isteyen ağır bir yürüyüştür.
Toplumun büyük bir kısmı avukatları yalnızca mahkeme salonlarında, dava dosyalarının arasında ya da televizyon ekranlarında tartışma programlarında görür. Oysa işin perde arkasında bambaşka bir dünya vardır. Gecesi gündüzü olmayan bir hazırlık süreci, her kelimesi sorumluluk taşıyan dilekçeler, hayatı doğrudan etkileyen savunmalar, insan kaderine dokunan dosyalar ve çoğu zaman görünmeyen psikolojik bir savaş…
Çünkü avukatlık sadece yasa maddelerini bilmek değildir. Avukatlık; bazen bir mağdurun sesi, bazen bir sanığın hakkı, bazen de kimsenin konuşmadığı yerde hukukun son cümlesi olabilmektir. Bir avukatın masasına gelen dosya çoğu zaman sadece kağıt yığını değildir. O dosyanın içinde dağılmış aileler, kırılmış hayatlar, umut arayan yüzler vardır. İşte bu yüzden avukatlık, yalnızca akılla değil; vicdanla, sabırla ve insan ruhuna dayanabilecek bir dirençle yapılır.
Bugün birçok genç avukat, mesleğe büyük hayallerle başlıyor; ancak kısa süre içinde ağır çalışma koşulları ve mesleki yıpranma ile yüzleşmek zorunda kalıyor. Hukuk fakültesinden mezun olmakla başlayan yolculuk, aslında mesleğin en kolay kısmı oluyor. Sonrası, ayakta kalabilme mücadelesi…
Hâkim karar verir, savcı iddia eder; ama avukat savunur. Bugün bir avukatın verdiği mücadele sadece müvekkili için değildir. Aslında o mücadele, toplumun tamamı için verilen bir hukuk nöbetidir.
Bir vatandaş haksız yere işten çıkarıldığında, bir kadın şiddete uğradığında, bir çocuk istismar mağduru olduğunda, bir işçi hakkını alamadığında ilk ihtiyaç duyulan şeylerden biri çoğu zaman bir avukatın bilgisi, emeği ve kararlılığıdır. Yani avukatın mücadelesi, bireysel gibi görünse de aslında kamusal bir değerdir.
Toplum, çoğu zaman avukatı yalnızca “dava takip eden kişi” olarak görüyor. Oysa avukat; anayasal düzenin, temel hakların, hukuki güvencenin ve toplumsal barışın en önemli taşıyıcılarından biridir. Bu yüzden Avukatlar Günü, yalnızca kutlama günü olmamalıdır.
Aynı zamanda düşünme, yüzleşme ve hakkını teslim etme günü olmalıdır. 5 Nisan Avukatlar Günü vesilesiyle; hukukun yükünü omuzlayan, adaletin ağır kapıları önünde yılmadan bekleyen, cübbesinin içine sadece mesleğini değil vicdanını da taşıyan tüm avukatların mücadelesini saygıyla selamlamak gerekir. Çünkü bazı meslekler sadece yapılmaz…Yaşanır. Ve avukatlık, işte tam da böyle bir mücadeledir.