Tarih, çoğu zaman yüksek sesle konuşanları değil; doğru zamanda, doğru yerde, kararlılıkla duranları yazar. Kıbrıs Barış Harekatı denildiğinde zihinlerimizde ilk olarak askei sahneler, diplomatik krizler ve uluslararası baskılar canlanır. Oysa bu büyük tarihsel kırılmanın arka planında, perde gerisinde kalan ama etkisi derin olan bir isim vardır: Prof. Dr. Necmettin Erbakan.

1974 yazı, sadece Kıbrıs Türkleri için değil, Türkiye’nin siyasi hafızası için de bir dönüm noktasıdır. Yıllarca süren Rum saldırıları, ENOSİS hayaliyle gerçekleştirilen darbeler ve Türk toplumunun sistematik baskı altında tutulması, artık görmezden gelinemeyecek bir noktaya gelmişti. Garanti Antlaşması’ndan doğan haklar masadaydı ama mesele yalnızca hukuk değil; irade meselesiydi.
İşte bu noktada Necmettin Erbakan’ın siyasete yüklediği anlam belirginleşir. Necmettin Erbakan, Kıbrıs meselesine yalnızca bir dış politika dosyası olarak bakmadı. Onun için Kıbrıs, ümmet bilincinin, tarih sorumluluğunun ve bağımsız siyaset anlayışının somutlaştığı bir imtihandı. Koalisyon hükümetinde Başbakan Yardımcısı olarak yer aldığı dönemde, harekatın “Olur mu, olmaz mı?” tartışmalarında net bir çizgide durdu. Tereddüdün devleti felç ettiğini, gecikmenin ise bedelinin masumlarca ödendiğini savundu.
O günlerde Türkiye, NATO müttefiklerinin ağır baskısı altındaydı. ABD açıkça karşıydı, Avrupa tehditkar bir sessizliğe gömülmüştü. Ambargo ihtimali dillendiriliyor, ekonomik yaptırımlar konuşuluyordu. İşte tam da burada Necmettin Erbakan’ın yıllardır savunduğu “Bağımsız Türkiye” fikri devreye girdi. Ona göre, başkalarının rızasına göre hareket eden bir ülke, kendi tarihini yazamazdı.
Kıbrıs Barış Harekâtı, askeri anlamda bir başarıydı ama siyasi ve psikolojik etkisi çok daha büyüktü. Türkiye ilk kez, Batı’nın onayını almadan, kendi güvenliğini ve soydaşlarını korumak adına kararlı bir adım atmıştı. Bu duruş, yıllar sonra savunma sanayii hamlelerinin, yerli üretim anlayışının ve “Kendi göbeğini kendin kesme” fikrinin temelini oluşturacaktı.
Necmettin Erbakan, ambargonun geleceğini biliyordu. Hatta bunu bir tehdit değil, bir uyanış vesilesi olarak görüyordu. “Bize vermeyeceklerse, biz yaparız” anlayışı, Kıbrıs sonrası Türkiye’nin sanayi ve teknoloji politikalarında yankı buldu. Bugün konuştuğumuz yerli savunma sistemlerinin fikrî temelleri, o günlerin zorunlu direniş refleksinde saklıdır.
Kıbrıs Barış Harekatı, Türkiye’nin askeri gücünü değil; siyasal cesaretini test eden bir sınavdı. Necmettin Erbakan bu sınavda, konjonktüre göre eğilip bükülen bir siyasetçi olmadığını gösterdi. Onun duruşu, kısa vadeli hesapların değil, uzun vadeli bir medeniyet perspektifinin ürünüydü.
Bugün Kıbrıs’ta dalgalanan bayrak, yalnızca bir askeri başarının değil; inançla alınmış siyasi kararların da simgesidir. O bayrak, “Gerekirse bedel öderiz ama yanlış yapmayız” diyen bir iradenin sessiz tanığıdır.
Aradan geçen yıllar, Kıbrıs Barış Harekatı’nın ne kadar hayati olduğunu daha net gösteriyor. Doğu Akdeniz’deki enerji denklemleri, jeopolitik mücadeleler ve bölgesel güç savaşları, 1974’te atılan adımın sadece o güne değil, bugüne ve yarına ait olduğunu kanıtlıyor.
Necmettin Erbakan’ı anlamak, Kıbrıs’ı anlamaktan geçer. Kıbrıs’ı anlamak ise, bağımsız karar alabilen bir ülkenin ne anlama geldiğini kavramakla mümkündür. Necmettin Erbakan’ın Kıbrıs’taki rolü derin bir iz bırakarak konuşmuştur.