Bu günlerde birisi, büyük bir kesimin düşük eğitim düzeyinden, genel kültürünün düşük seviyesinden, okumayan, araştırmayan toplumun cehaletinden istifade edip, bilgisizliği ve konumunun verdiği güçle gerçeklerle değil algı ile ülkeyi yönetip, aklımızı karıştırmaya çalışıyor.
Gerçekler ancak bu kadar istismar edilip, saptırılabilir. Toplumda bir söz vardır; Biliyorsan konuş feyz alsınlar, bilmiyorsan sus adam sansınlar…
Amacım, ölmüşün arkasından konuşmak değil. Konu; Padişah olarak 33 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğunu, İstibdat ile (iyi yaptığı şeyleri de yadsımadan) yöneten 2. Abdülhamid… Döneminde, Tunus, Girit, Mısır, Kıbrıs, Sırbistan, Karadağ, Romanya, Bulgaristan, Bosna- Hersek, Niş, Teselya, Kars, Ardahan ve Batum kaybedildi. Toplam 1,6 milyon kilometre kare, yani bugünkü Türkiye Cumhuriyeti topraklarının iki katı kadar toprak bu dönemde kaybedilmiştir.
Bu kayıpta önemli bir faktör de Dünyanın en büyük donanmalarından Osmanlı Donanmasının Haliç'e bağlanıp, paslanmasına sebep olmaktır. Bu hata, yöneticimizin buyurduğu gibi bir karış toprak kaybetmediğini belirttiği 2. Abdülhamid döneminde olmuştur.
Ayrıca, Yöneticimizin buyurduğu gibi 34.Padişahımız Efendimiz(!) 2.Abdulhamid Han İdam edilerek değil, kalp yetmezliğinden dünyasını değiştirmiş.
Tarihi gerçek bu iken saptırmak ya cahillik, ya doğru söylememektir. Doğruyu söylemeyene takılan sıfat malum... Bu anlayış bizi bir yere ulaştırmaz. Doğrusu ile eğrisi ile tarihimize sahip çıkmak gerekir. Ancak, gerçekleri saptırarak, bundan nemalanmaya çalışmak yerine tarihten ders alıp çağdaş, aydın, güçlü, geleceğinden emin, hakkın hukukun olduğu bir ülke istiyorsak; Bu, yalan dolanla yönetilerek olmaz.