Ekonomide rekabet çoğu zaman “kazan ya da kaybet” düzeni olarak sunulur. Şirketlerin pazar payı için kıran kırana yarıştığı, ülkelerin ticarette avantaj kapma yarışına girdiği, bireylerin sınırlı kaynaklar için mücadele ettiği bir dünya… Fakat bu anlatı, oyun teorisinin en kritik içgörülerinden birini çoğunlukla ıskalar: Rekabetin olduğu kadar iş birliğinin de sistemin merkezinde yer aldığı gerçeğini. Tam bu noktada, ekonomik düşüncenin en gizemli ama bir o kadar güçlü kavramlarından biri devreye girer: Folk Teoremi.
İş birliği Nereden Geliyor?
Folk Teoremi, tekrarlanan oyunların dünyasında iş birliğinin bir istisna değil, tam tersine oldukça doğal bir sonuç olabileceğini söyler. Ekonomik aktörlerin —ister firmalar ister bireyler ister devletler olsun— birbirleriyle tek seferlik değil, uzun soluklu ilişkiler içinde olduğunu düşünelim. Bu durumda davranış kalıpları değişir; kısa vadeli kazanç için yapılan agresif hamleler yerini uzun vadeli kazan-kazan stratejilerine bırakabilir.
Basit bir örnek: Bir şirket, kısa vadeli kâr için ürün kalitesini düşürebilir. Fakat ilişki tekrarlandığında, bunun uzun vadeli maliyeti yüksek olur: itibarı zarar görür, müşteri sadakati azalır, rakipler karşı hamle yapar. Folk Teoremi tam da bu mantığı soyutlar: “Tekrarlanan bir ilişkide, yeterince sabırlı aktörler hemen her iş birliği seviyesini sürdürülebilir hâle getirebilir.”
Bu iddia, oyun teorisi açısından oldukça radikal görünür. Çünkü tek seferlik bir “Mahkûmun İkilemi” oyunu, her zaman iş birliğinin çökmesiyle sonuçlanır. Oysa Folk Teoremi diyor ki: “Bu oyunu sınırsız sayıda tekrar edin, iş birliği bir anda rasyonel hale gelir.”
Rekabetin İçindeki Gizli Sözleşme
Folk Teoreminin en kritik katkısı, ekonomik rekabetin “gizli sözleşmeler” içerdiğini göstermesidir. Firmalar resmî olarak anlaşmasalar da davranışları bir tür gayri resmî anlaşma düzeni yaratır. Bu durum kimi zaman “örtülü kartel” olarak karşımıza çıkar; kimi zaman ise sadece rasyonel uzun vadeli pozisyon almanın doğal sonucudur.
Örneğin havayolu şirketlerinin fiyatlama davranışlarını düşünelim. Tek seferlik bir oyunda her firma agresif indirime gidip rakiplerini alt etmeye çalışabilir. Ancak tekrar eden rekabette davranış değişir: Bir firma aşırı fiyat kırdığında rakipler buna misilleme yapar, uzun vadeli kazançlar erir. Sonuç, Folk Teoreminin tanımladığı biçimde, bir dengeye dönüşür: taraflar birbirlerini gözeterek fiyatlama yapar, görünürde rekabet sürer ama davranışlar şaşırtıcı ölçüde istikrarlıdır.
Bu işleyiş yalnızca rekabeti yumuşatmakla kalmaz; sistemin tümüne bir tür öngörülebilirlik kazandırır. Ekonomide istikrar çoğu zaman “hukuk dışı” yaptırımların değil, tekrar eden ilişkilerin sağladığı doğal disiplinin ürünüdür.
Devletlerarası Ekonomi ve Folk Teoremi
Teori yalnızca şirketler için değil, devletler için de geçerlidir. Ticaret savaşlarının neden çoğu zaman sınırlı kaldığı, ülkelerin neden güvensizlik ortamında bile uzun vadeli iş birliklerini sürdürebildiği soruları, Folk Teoremi’nin ışığında daha anlamlı hale gelir.
Bir ülke kısa vadede çıkarına hizmet eden agresif bir ticaret politikası uygulayabilir. Ancak bu politikanın uzun vadeli sonuçları ağır olabilir: karşı yaptırımlar, pazar kayıpları, tedarik zinciri zorlukları… O yüzden ülkeler, tıpkı şirketler gibi, tekrar eden etkileşimlerin yarattığı uzun vadeli mantığa göre davranmaya meyillidir.
Avrupa Birliği içindeki rekabet politikaları, NAFTA/USMCA çerçevesindeki iş birlikleri, WTO disiplinleri; tamamı aslında Folk Teoremi’nin birer pratik yansımasıdır: oyun tekrarlandıkça, iş birliği rasyonelleşir.
Ekonomik Davranışın Görünmez Elinden Daha Etkili Bir El
Folk Teoremi, Adam Smith’in “görünmez el” metaforunu tamamlar ama farklı bir açıdan… Smith’e göre bireysel çıkarların peşinden gitmek toplumun çıkarına hizmet edebilir. Folk Teoremi ise şunu ekler: “Eğer oyun yeterince uzun sürüyorsa, bireyler kendi çıkarlarını korumak için iş birliğini tercih eder.”
Bu durum ekonominin birçok alanında kendini gösterir:
İşçi-işveren ilişkileri: Tekrarlayan görüşmelerde daha sürdürülebilir ücret ve çalışma koşulları belirlenir.
Tedarik zincirleri: Tedarikçiler ve üreticiler, agresif fiyat baskısından çok uzun vadeli karşılıklı güvene dayalı ilişkileri tercih eder.
Finans piyasaları: Bankalar borçlularına, borçlular bankalara karşı “gelecek dönem davranışı” üzerinden pozisyon alır.
Kısacası Folk Teoremi, ekonomideki pek çok ilişkiyi rekabet-korku ikileminden çıkarıp ortak akıl-zaman perspektifine taşır.
Teorinin Sınırları
Her teori gibi Folk Teoreminin de kör noktaları vardır. Örneğin:
Tekrarlanan oyunlar ancak oyuncular geleceğe değer veriyorsa işler. Kısa vadeli baskının ağır olduğu dönemlerde iş birliği hızla çöker.
Bilgi asimetrileri arttığında, taraflar birbirlerinin niyetlerini okuyamadığı için denge bozulur.
Yeni oyuncuların katıldığı ya da mevcut oyuncuların hızla değiştiği pazarlarda tekrar eden ilişki yapısı zayıflar.
Yani Folk Teoremi hem güçlü hem narin bir çerçeve sunar: uzun vadeye güvenen düzenlerde çalışır, kısa vadeye sıkışmış ekonomilerde ise potansiyeli sınırlanır.
Sonuç: Rekabetin Ardındaki İnşa Edilmiş Barış
Ekonomiyi yalnızca rekabet üzerinden okumak, resmi yarım bırakır. Folk Teoremi, ilişkilerin tekrarlandığı dünyada rekabet ile iş birliği arasındaki sınırın ne kadar geçirgen olduğunu gösterir. Şirketler, ülkeler, bireyler… hepsi, geleceğe dönük hesaplar nedeniyle, çoğu zaman iş birliğini rasyonel bir strateji olarak benimser.
Bu yüzden Folk Teoremi, sadece akademik bir oyun teorisi kavramı değil; ekonominin görünmez ama temel dinamiklerinden biridir. Rekabet dünyasının ortasında, sürdürülebilir iş birliğinin mümkün olduğunu —hatta çoğu zaman kaçınılmaz olduğunu— hatırlatır.
Ekonomide kimi zaman en güçlü ittifaklar, kâğıda dökülmemiş sözleşmelerden doğar. Bu da bize şunu söyler: İş birliği sandığımızdan çok daha rasyonel, rekabet ise sandığımızdan çok daha sınırlıdır.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar