Karen Armstrong’un şu cümlesi, modern insanın unuttuğu en temel gerçeği tek nefeste anlatır: ‘’Empati: nezaket ve şefkat eylemlerini güçlendiren yakıttır.’’

Bugün dünyanın en büyük krizi sevgisizlik değil; anlaşılmama krizidir.
İnsanlar görülmekten çok duyulmak istiyor. Anlatmaktan çok, gerçekten dinlenmek…
Fakat ne yazık ki çağımız, kulakların açık ama kalplerin kapalı olduğu bir hız çağında akıyor.
Empati; ‘’ben olsaydım ne hissederdim?’’ sorusunu sormak değildir sadece. Empati, karşındaki insanın acısına kendi konforunu bozmadan yaklaşmamayı reddetmektir.
Yargılamadan önce durmak, konuşmadan önce düşünmek, cevap vermeden önce hissetmektir. İşte bu yüzden empati bir meziyet değil, bir sorumluluktur.
Nezaket, empati olmadan sadece bir görgü kuralıdır. Şefkat ise empati yoksa romantik bir kelimeden öteye geçemez. İnsanlar bugün neden bu kadar kırıcı? Çünkü karşısındakini bir ‘’insan’’ olarak değil, bir ‘’engel’’, bir ‘’rahatsızlık’’ ya da bir ‘’geçiş noktası’’ olarak görüyor. Empati yoksa, vicdan da sessizleşir.
Birinin hayatında nelerle mücadele ettiğini bilmeden konuşmak kolaydır. Sert olmak güç gibi görünür, ama aslında en büyük kolaycılıktır.
Asıl güç; incitmemeyi seçebilmekte, asıl cesaret; anlayabilmekte saklıdır. Çünkü empati, insanın egosunu değil, insanlığını besler.
Empati geliştikçe dil yumuşar, bakış değişir, kalp genişler. İnsan, karşısındakinin yükünü fark ettiğinde, kelimelerini tartarak kullanır. Çünkü bilir ki her insan, görülmeyen bir savaşın içinden geçmektedir.
Belki de bu yüzden, bu kadar çok kalp kırılıyor. Çünkü empatiyi lüks sanıyoruz.
Oysa empati; bir toplumun ahlaki oksijenidir. Eksildiğinde herkes boğulmaya başlar.
Nezaket bir davranış biçimi değil, empatiyle çalışan bir bilinçtir.
Şefkat ise güçlülerin değil, anlayabilenlerin işidir.
Ve empati…
İnsanı insana bağlayan en sessiz ama en güçlü yakıttır.