İlişkiler bazen gerçekten zor olduğu için değil, zihinde zorlaştırıldığı için biter.
Ortada gerçek bir engel yokken, varmış gibi davranmak; sorumluluğu hayattan alıp korkulara teslim etmektir. Kapılar açıkken anahtar aramak, yol varken duvar örmektir bu.
İnsan çoğu zaman karşısındakine değil, kendi zihnindeki senaryolara yenilir. ‘’Ya olmazsa’’lar, ‘’ya yine üzülürsem’’ ler, ‘’ya kontrolü kaybedersem’’ler… Hepsi görünmez ama son derece etkili engellerdir. Ve ne yazık ki bu engeller, dış dünyadan değil, insanın kendi içinden beslenir.
Engel yokken engel varmış gibi davranmak, ilişkiyi korumak değildir; riske girmemek için sevgiyi ertelemektir. Oysa sevgi, garantisi olmayan ama cesaret isteyen bir yolculuktur. Kimse kırılmadan sevemez; kimse kontrol ederek bağ kuramaz.
İlişkide olgunluk, her ihtimali hesaplamak değil; belirsizlikle yürüyebilecek cesareti gösterebilmektir.
Gerçek bağlar, sürekli savunmada kalarak değil, duvarları biraz olsun indirerek kurulur. Çünkü duvarlar sadece tehlikeyi değil, ihtimali de dışarıda bırakır.
Bazen ‘’engel’’ dediğimiz şey; hazır olmamak, yüzleşmemek ya da sorumluluk almaktan kaçmaktır. Ve insan bunu fark etmediği sürece, karşısındaki ne yaparsa yapsın o ilişki ilerlemez.
Çünkü ilerlemek için önce kafadaki engelleri aşmak gerekir.
Engel yokken engel varmış gibi yaşamak, ilişkiyi değil; korkuyu seçmektir.