İnsan, çoğu zaman kendini kelimelerle anlatmaya çalışır. Ne kadar iyi olduğunu, ne kadar dürüst, ne kadar sevgi dolu olduğunu… Ama hayatın çok daha basit bir ölçüsü vardır: Kalbin neyse, gölgen odur.
Çünkü insan, kalbinde ne taşıyorsa onu yansıtır.
Sevgi taşıyanın sesi yumuşak olur.
Kırgınlık biriktirenin bakışı sertleşir.
İçinde kötülük olan, en güzel cümleleri kursa bile bir yerinden eksik kalır.
Çünkü gölge, ışıkta bile saklanamaz.
Hepimiz birilerini anlamaya çalışıyoruz. Sözlerine bakıyoruz, vaatlerine inanıyoruz, davranışlarını analiz ediyoruz. Ama çoğu zaman en net cevap orada değil.
İnsanın kalbi, farkında olmadan kendini ele verir.
Sabırsızlığında…
Kıskançlığında…
Şefkatinde…
Ve en çok da yalnızken gösterdiği halinde.
Bir insanın kalbi temizse, hayatı zor olsa bile içinden kötülük çıkmaz. Ama kalbi kararmışsa, en güzel hayatın içinde bile huzur bulamaz.
Çünkü insan dışarıda yaşadığıyla değil, içeride taşıdığıyla şekillenir.
Belki de bu yüzden bazı insanlar yanımızdayken içimiz daralır, bazıları ise hiçbir şey yapmadan bile içimizi ferahlatır. Çünkü biz aslında onların söylediklerine değil, kalplerinin gölgesine temas ederiz.
Ve işin en acı tarafı şudur: İnsan, kalbinde olmayan hiçbir şeyi gerçekten veremez.
Sevgi yoksa gösterilen ilgi bir süre sonra yorucu olur.
Sadakat yoksa verilen sözler sadece ses olarak kalır.
Saygı yoksa en güzel ilişki bile zamanla aşınır.
O yüzden artık insanları dinlemekten çok hissetmek gerekiyor. Çünkü kalbin sesi, kelimelerden daha dürüsttür.
Ve belki de hayatın en büyük yanılgısı şudur: Biz birini olduğu gibi görmek yerine olmasını istediğimiz gibi görürüz. Ama gölge… Hiçbir zaman yalan söylemez.
Unutma: insan, kendini ne kadar saklarsa saklasın…
Kalbi, bir gün mutlaka ışığa düşer.