Arka planda “Evde kalsın kızlar” sözleriyle söylenen bir ilahi. Kadının yeri olarak dört duvar arası gösteriliyor.

Bir video paylaşılıyor…
Arka planda “Evde kalsın kızlar” sözleriyle söylenen bir ilahi. Kadının yeri olarak dört duvar arası gösteriliyor. Çalışmayan, okumayan, sokağa çıkmayan, sadece itaat eden bir kadın modeli kutsanıyor. Ve bunu paylaşan kişi sıradan biri değil; toplum adına görev yapan bir kurumun temsilcisi.
İşte insanın tam burada durup sorması gerekiyor:
Sizin kadınlardan istediğiniz tam olarak nedir?
Kadın evde kalsın…
Kadın çalışmasın…
Kadın eğitim almasın…
Kadın sosyal hayatın içinde olmasın…
Kadın sadece çocuk doğursun…
Kadın, kocası ne derse boyun eğsin…
Peki o zaman kadın sadece itaat ettiği zaman mı “makbul” oluyor? Düşünen, üreten, çalışan, kendi hayatını kuran kadın kadın değil mi?
Bir ilahi üzerinden topluma mesaj verilmeye çalışılıyor. Sanki kadın evde kaldığında toplum düzelecekmiş gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa mesele ne ilahi ne de inanç… Mesele, kadını birey olmaktan çıkarıp itaat eden bir kalıba sokma çabasıdır.
Üstelik bunu yapanların önemli bir kısmı yıllardır kadın bedeni üzerinden din istismarcılığı yapıyor. Kadının kıyafeti konuşuluyor, sesi konuşuluyor, kahkahası konuşuluyor, çalışması konuşuluyor. Ama kadın cinayetleri olduğunda aynı hassasiyeti göremiyoruz.
O çok savundukları düzende kadın ne oldu?
Okumadı…
Çalışmadı…
Evde kaldı…
Kocasına itaat etti…
Sokağa karışmadı…
Peki korundu mu?
Kaç kadın evinde öldürüldü?
Kaç kadın susturuldu?
Kaç çocuk cemaat ve tarikat evlerinde istismara uğradı?
Kaç genç kız baskı yüzünden hayatını yaşayamadı?
Bugün toplumun yarısını sosyal hayattan silmeye çalışan bir anlayış normalleştirilmeye çalışılıyor. Ve en tehlikelisi de bu dönüşümün yavaş yavaş yapılmasıdır.
Margaret Atwood’un “Damızlık Kızın Öyküsü” romanını okuyanlar bilir. O distopyada kadınların hakları bir gecede alınmadı. Önce küçük söylemler başladı. “Kadının yeri evidir” denildi. Sonra kadınların ekonomik özgürlüğü ellerinden alındı. Ardından bedenleri ve hayatları üzerinde söz hakları kalmadı.
Bugün “Evde kalsın kızlar” diyerek verilen mesaj da tam olarak bu zihniyetin küçük ama tehlikeli bir örneğidir.
Buradan özellikle iktidar tarafına sesleniyorum:
Bugün sizi iktidar yapan kadınlar değil miydi? Sokak sokak dolaşıp emek veren, seçim çalışması yapan, ev ev gezen kadınlar değil miydi? Hani kadına değer veriliyordu? O zaman çıkın ve kadınların toplumdan soyutlanmasına karşı siz ses çıkarın.
Çünkü mesele sadece bir video değil.
Mesele, kadının toplumdaki yerini değiştirme çabasıdır.
Bir yandan “Batı özentisi” diyerek insanları suçlayanlar, diğer yandan kadını eve kapatan, susturan, görünmez hâle getiren anlayışı din diye pazarlıyor. Bu bir inanç değil; kadını birey olmaktan çıkarma çabasıdır.
En büyük çelişkiyi de yine kendileri yaşıyor.
Kadın çalışmasın diyenler, anneleri hastalandığında kadın doktor arıyor. Kadının sosyal hayatta olmasını istemeyenler, kendi ihtiyaçları olduğunda kadın emeğine muhtaç kalıyor.
Kadını sadece doğuran bir varlık gibi görmekten vazgeçin.
Annelik sadece çocuk doğurmak değildir. Bilinçli birey yetiştirmektir. Dünyaya sayısız çocuk getirmek kimseyi iyi anne ya da iyi baba yapmaz.
Bugün geldiğimiz noktada artık kadınların da toplumun da uyanması gerekiyor. Çünkü bu söylemler masum değil. Yavaş yavaş topluma işleniyor, normalleştiriliyor ve bir yaşam biçimi hâline getirilmeye çalışılıyor.
Ve açık konuşmak gerekirse; kadınları eve kapatarak güçlü bir toplum kurulmaz. Tam tersine, toplum karanlığa sürüklenir.