Hazır olan şeyler hiçbir zaman zevk vermez. Çünkü emek yoktur içinde. Bekleyiş yoktur. Özlem yoktur.
İnsan en çok neyin kıymetini bilir biliyor musun? Uğruna yorulduğunun.
Kolay gelen, kolay gider derler ya…
Aslında mesele gitmesi değil, hiç gelmemiş gibi hissettirmesidir.
Bir ilişki düşün…
Her şey çok hızlı olmuş. Tanışma, yakınlaşma, alışma…
Ama bir bakıyorsun, derinlik yok. Çünkü kök salmaya fırsat bulamamış. Çünkü hazır sunulmuş sana.
Bir başarı düşün…
Terlemeden, düşmeden, denemeden gelmiş.
İlk başta güzel görünür. Ama içinde boşluk hissi bırakır.
Çünkü sen onun hikâyesini yazmamışsındır.
Biz aslında sonucu değil, yolda kendimizi bulduğumuz anları severiz.
Bir şeyi beklemek, onu hayal etmek, onun için çabalamak…
İşte zevk tam olarak burada saklıdır.
Hazır olan şey, seni büyütmez.
Sadece seni oyalayıp geçer.
O yüzden bazen geç gelsin, zor gelsin, uğraştırsın…
Ama içinde sen ol.
Çünkü insan en çok, kendini kattığı şeyleri sever.
Ve belki de en doğrusu şu:
Kolay gelen değil, içinde emeğini koyduğun şey sana ‘’ iyi ki’’ dedirtir.