Bazı insanlar vardır; hata yapmaktan çok, hatalı görünmekten korkarlar. Bu yüzden de çoğu zaman susarlar, inkâr ederler ya da suçu başkalarına yüklerler. Oysa insan dediğimiz varlık, doğası gereği eksik, yanılabilir ve öğrenmeye muhtaçtır. Kusursuzluk bir erdem değil, bir yanılsamadır.

Tam da bu yüzden, bir insanın gerçek karakteri hiç hata yapmamasıyla değil, hata yaptıktan sonraki duruşuyla ölçülür. Hatasını fark eden, kabul eden ve düzeltmek için çaba gösteren biri, aslında sandığımızdan çok daha güçlüdür. Çünkü bu, sadece bir yanlışın düzeltilmesi değil; aynı zamanda egonun geri çekilmesi, dürüstlüğün öne çıkmasıdır.

Hata kabul etmek, zayıflık gibi gösterilmeye çalışılsa da, gerçekte büyük bir cesaret ister. İnsan çoğu zaman kendine bile itiraf edemezken, bunu başkalarının önünde yapabilmek ciddi bir içsel olgunluk gerektirir. İşte bu yüzden, hatasını sahiplenen insanlara duyulan saygı sıradan bir hayranlık değildir; derin bir güvenin başlangıcıdır.

Çünkü biliriz ki o insanlar kendilerini kusursuz bir vitrine hapsetmezler. Onlar gelişime açıktır. Yanlışlarını örtmek yerine, onlardan öğrenmeyi seçerler. Ve belki de en önemlisi, başkalarına da aynı insani alanı tanırlar: Hata yapabilme ve düzeltebilme hakkını.

Bugün birçok ilişkide, iş ortamında ya da sosyal hayatta gördüğümüz sorunların temelinde bu yatıyor: Kimsenin hata yapmaya tahammülü yok. Daha doğrusu, kimsenin hatasını kabul etmeye niyeti yok. Herkes haklı, herkes doğru, herkes kusursuz olmaya çalışıyor. Ama bu çaba, insanı daha iyi yapmıyor; sadece daha katı, daha savunmacı ve daha uzak hale getiriyor.

Oysa gerçek saygınlık, mükemmel görünmekten değil, samimi olmaktan doğar. “Evet, burada yanlış yaptım” diyebilmek, bir insanın kendisiyle barışık olduğunun en açık göstergesidir. Ve bu cümle, çoğu zaman en uzun savunmalardan daha etkilidir.

Belki de bu yüzden, hatasını kabul eden insanları gördüğümüzde içten içe bir saygı hissederiz. Çünkü onların duruşunda sahicilik vardır. Maskesizdirler. Ve bu, günümüz dünyasında nadir bulunan bir şeydir.

Sonuçta mesele hatasız olmak değil; hatalarla nasıl bir ilişki kurduğumuzdur. Kaçmak mı, örtmek mi, yoksa yüzleşmek mi?
Cevap, karakterimizin en net aynasıdır.