Oysa birçok yazımda söylemiştim bu cümleyi: “Para kan gibidir, o olmasa organlar işlevselliğini yitirir.” Yani ülkelerin işlemesi için en önemli faktör diye. Şimdi sistemsel olarak daha çok anlam kazandığı bir dönemdeyiz. Fon olayı ile birlikte içeride ve dışarıda göze çarpan detaylar var. Zaten savaş minvalinde yoğun geçen dış politika mesailerine de bakacak olursak, küresel çapta derin detayların olduğuna inanmamak çok masumca olurdu.
Bilirsiniz, içeriyi konuşmayı sevmem. Çünkü yüz senelik iç içe geçmiş kirli işlerin arasında boğulmak mantıklı değil. Ama fon olayına sadece içeride basit bir olay olarak bakmak, resmin çok büyük tarafını görmemek demektir.
Gelin sizinle zihin jimnastiği yaparak bu olaya küresel çapta bakmaya çalışalım. Öncelikle, her yönden güçlenen Türkiye’nin hâlâ en yumuşak noktası paradır. Paranın sahipleri, yıllarca ülkemizde oynadıkları manipülasyonlarla servetlerine servet katmışlardır. Devalüasyonlar yaşanmış, hükümetler istifa etmiştir.
Fon olayında Sayın Bahçeli, “Fon krizinin Cumhur İttifakı'na ve Türkiye'nin ekonomisine yönelik bir saldırı ve fitne girişimi olduğunu, küresel krizler ve jeopolitik risklerin yaşandığı bir dönemde ülkenin huzurunu hedef aldığını” savundu.
Yani bu olay, para manipülasyonunun da ötesinde bir operasyona benziyor. Belki ki birçok netice alınmak istenmiş. Belki istifa eden vekil, sadece para kazanmak için bu yol cazip gelmiş olabilir. (Olayı küresel pencereden değil de sadece rant olarak görmüş olabilir.) Ama ortada sanki bu vekilin de sisteme dahil edilip netice almak isteyen bir üst aklın olduğunu düşünüyorum.
“Ya Sayın Erdoğan, o an itibarıyla ya malum vekili savunsaydı? Yani yaptığı işlemin sistemsel olarak legal olduğunu deseydi. Detayına sonra bakarız deseydi. Şu an, inanın, sosyal medya ayaklanmıştı. Ama Sayın Erdoğan’ın ‘Suça veya usulsüzlüğe bulaşan kim olursa olsun, yargı önünde gereğinin yapılacağını’ söylemesi çok kıymetli bir adımdı.”
Yoksa bu olayın sürecinde, malum kesimin ayaklanmasına zemin hazırlayacak emareler olabilirdi. Hatta malum çevrenin üzerinde bir ayaklanma olurdu. Bu da borsadan, tahmin edemeyeceğimiz paranın uçması demek olacaktı. Tıpkı Gezi olaylarındaki gibi ve kat kat fazlası ekonomik olarak yaşanacaktı.
Üst aklın hizmetçiliğini yapan “Balina” lakaplıların yardımıyla öyle bir para çıkışı olacaktı ki bu parayı ülke hazinesi bile karşılayamayacaktı. Hem iç kargaşa hem çöken ekonomi ile birlikte nasıl bir durumda olacağımızı düşünün.
Devlet içeride, Sayın Akın Gürlek ve Sayın Mustafa Çiftçi ile koordineli şekilde içeriyi temizlerken, çok büyük bir şah mat çekilecekti. Yakın zamanda internette halkı galeyana getiren birçok kişinin yakalanması ve Sayın Erdoğan’ın “Hırsız bizden çıksa bile arkasında durmam” minvalindeki sözü oyunu bozdu.
Bu saatten sonra bize sadece para ile saldırabileceklerini çok iyi anlamış küresel bir akıl var ortada. Market operasyonlarını hatırlıyorsunuz, değil mi? O zaman operasyon çekenlerle, şu an borsada manipülasyon yapanların aynı el olduğunu gösteren emareler var.
Yazımın başında da belirttim, para asla hafife alınmayacak bir güçtür. Soros Vakfı'nın tarihte ülkelere yaptığı operasyonları hatırlayın.
Not:
Devletin emekli ve asgari ücretliler için yeni düzenleme ve iyileştirme yapmasının bu dönemde çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yapılan iyileştirmeyle birlikte ürün ve hizmetlere de zam yapılmaması da çok önemli. “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Yoksa paranın sahiplerinin sistemi ölçerek bu kesimi bir noktada tutan dengesine karşı bir şeyler yapılmazsa banka borçlarının kat kat artacağını bilmenizi isterim. Bu da içeriyi kaşımak için her zaman tehdittir.
Selam ve dua ile...