Dün Gaziantep Ticaret Odası seçimleri için o bahçedeydim.
Kalabalığın içine baktım.
İnsanları izledim.
Kim kimin yanında, kim kimin arkasında, kim kimin gölgesinde duruyor diye baktım.
Sonra kadınları aradım.
KADININ ADI VARDI KENDİSİ YOKTU
Kadınların sayısı o kadar azdı ki, neredeyse fark edilmiyordu. Kimi kocasının yanında, kimi babasının yanında gelip gidiyordu. Birkaç kadın seçim alanında organizasyonun yükünü taşıyordu.
Ama kararın olduğu yerde kadın yoktu.
Paranın döndüğü yerde yoktu.
Ticarete yön verenlerin arasında yoktu.
Gücün dağıtıldığı masada yoktu.
Kadın güvenlikteydi.
Kadın temizlikteydi.
Kadın hizmetteydi.
Ama iktidarın olduğu yerde değildi.
İnsanın canını acıtan da buydu.
Sonra farklı bir pencereden erkeklere baktım.
Ve bu kez başka bir gerçekle karşılaştım.
Bahçe erkeklerle doluydu.
Ama bu kalabalık bana güçten çok gücün esaretini gösterdi.
Kimi servetiyle görünür olmaya çalışıyordu.
Kimi makamıyla.
Kimi arkasındaki insanlarla.
Bir adam yürüyordu, arkasında 10-15 kişi.
Sanki insanın değeri, yanında kaç kişinin yürüdüğüyle ölçülüyordu.
Yemekler geliyor, insanlar ağırlanıyor, kalabalıklar büyüyor...
Ama kimse kendi kişiliğini sorgulamıyordu
Param, makamım ve arkamdaki sahte kalabalık dağıldığında ben kimin yanında ne kadar değerliyim? Kim beni para, güç, iktidar olmadan gerçekten seviyor? Değer veriyor ?
Bunların cevabını arayan pek yoktu.
Kendini parasıyla var eden, gücünü çevresindeki insan sayısıyla ölçen, makamını kişiliğinin yerine koyan insan; aslında gücünü değil, gücüne olan bağımlılığını gösterir.
Çünkü para bir gün biter.
Makam değişir.
İktidar el değiştirir.
Kalabalık dağılır.
Ve herkes kendi başına kalır.
İşte o gün insanın gerçek hesabı başlar.
Aklın varsa aklın kalır.
Adaletin varsa adaletin.
Liyakatın varsa liyakatin.
Karakterin varsa karakterin.
Ama bunların hiçbiri yoksa...
Geriye sadece bir hiçlik kalır.
Dün o bahçede kadınların yokluğu üzerine düşünürken, erkeklerin de aslında ne kadar özgür olduğunu sorguladım.
Kadın görünmezdi…
Erkek ise sistemin kölesi olmuştu…
İşte bu yüzden mesele yalnızca kadın erkek meselesi değil.
Mesele insanlık meselesi.
Mesele, kimsenin arkasına saklanmadan insan kalabilmek.
Mesele, paran olmadan da değerli olabilmek.
Makamın olmadan da sözünün dinlenmesi.
Gücün olmadan da saygı görmek.
Ve en önemlisi, elindeki her şey gittiğinde bile aynaya baktığında kendinden utanmamak.
Çünkü insanın gerçek değeri, sahip olduklarıyla değil; sahip oldukları elinden alındığında geriye ne bıraktığıyla ölçülür.
Dün kadın azdı.
Erkek çoktu.
Ama eksik olan kadın da değildi, erkek de.
Eksik olan insandı.
Kadının adı vardı, kendisi yoktu.
Erkeğin gücü vardı, özgürlüğü yoktu.
Ne kadın kazanıyordu ne erkek.
Kaybeden insanlıktı.
Ve insanlığın kaybettiği yerde, paranın ve iktidarın kazandığını sanmak...
Belki de bu düzenin bize öğrettiği en büyük yanılgıydı.