“Neyi çok istesek olmamaya yemin etmiş” der, şair. Oysa ki insanoğlu istediğinin sahibi olsa ne güzel olurdu değil mi ? mesela bir köy havası almak ister, alır ve mutlu olur, yada uzaklara gitmek ister, gider mutlu olur. Hele bizim memleketin adamı yemek yemeyi sever, tatlıyı sever, misafirperverliği sever, hürmet etmeyi sever, sever de sever. Eğer sevdiği her neyse kendilerinin yapabileceği bir şeyse canla başla yapar ve mutlu olur. Bununla da kalmaz etrafındakileri de mutlu eder, en kötü ihtimalle mutlu etmeye çalışır. Peki ya bizim bu güzelim memleket evlatlarının başkalarının elindeki mutluluğu ne olacak?

  Yıllardır kırmızı-siyaha gönül vermiş ağabeylerimiz ablalarımız bir sebepten ötürü takıma küsmüş, sonra birileri umut olacakken umutları yıktığı yetmemiş gibi sevdalısı olan takımlarını en dibe götürmüş. Şehir içinde sakladı hüznünü, yeri geldi sitem etti. Sonra birileri bu şehrin eksiliğini gördü ve yeniden kırmızı siyah arması inşa edildi. Nitekim de şehir gelen başarıyla heyecanlandı. Zor olacaktı yeni bir armaya sevdalanmak. Çünkü hâlâ eskideydi gönüller. Eh! biraz da sitemler vardı. Sonra Süper lige çıkma serüveniyle kabullenişe merhaba dedi bu şehrin evlatları... Süper ligde direnemez denildi, takım dimdik ayakta durdu. İkinci sezonda öyle bir seriyle başladık ve zirveye oturduk ki şehir iyice heyecanlandı. Yüreğini açtı ve sahiplenmek için merhaba dedi; kırmızı siyah Gazi şehrinin takımına… “ah ah açık olsa da tribünler gidip doldursak, şöyle sevdamızı dolu dolu haykırsak ”dedi yürekler. Her şey böyle güzel giderken bir şeyler bir anda alt üst oldu. Başarısıyla gündem olan takımımız bir anda olaylarıyla çalkaladı gündemi… ne ulusal kuruluşlar ne de memleketin ileri gelenleri ne de evlatları yakıştıramadı bu durumu.. nitekim faturası da kesildi kesilmesi gerekene… Lakin olan bize oldu. Yenilmezlik serimiz bozuldu… sonra arkasından ilk kez gol atamadığımız bir maç sonunda farklı yenildik…  yerli bir hoca gelsin derken hiç bilmediğimiz duymadığımız bir hoca Portekiz’den çıktı geldi…  Sonra evinde yenilmeyen tek takım rekorumuzu da Galatasaray maçında yenilerek kaybettik. Böylece tek tek başladı düşüş kervanı. Ve nitekim bu sezonu da hayaller kırık şekilde tamamladık.

            Şimdi bunları neden anlattım.

Her şeyin çok güzel gittiği ikinci sezonumuzda Sumudica’nın büyük kazığıyla takım düşüşe geçtiği gibi zorda olsa ligde kalmayı başardık.  Yeni sezona ise yeni başkan yeni hoca sloganıyla merhaba denildi. Bizlerde “tebdili mekanda yenilik vardır” diyerek, yeni sezona yeniliklerin getireceği ferahlığa inanarak heyecanlandık. Nitekim heyecanımız şuana kadar havamızı almaktan öte geçemedi. Nedeni çok açık. Defalarca dile getiriyoruz. Bu takıma transferler yapılması gerekir. Hele de isim hususunda ısrarcılığım devam etse de artık, iş yapacak görev adamlarına razı olacağız. Başkanımız Cevdet AKINAL bir açıklamasında “Gaziantep takımını en iyi yerlere taşıyacağını” söyledi. Çok merak ediyorum. Böyle mi taşıyacaksınız? Yoksa başarı dediğiniz şey küme düşmemek mi? Eğer bunu başarı görüyorsanız şuan bırakıp gidebilirsiniz. En azından yapamayacağını anladı da gitti der, tebrik ederiz. Bu haliyle ise sitem ederiz. Çünkü takıma yapılan transferler yetersiz olduğu gibi, takımdan gitmesi gerekenler hâlen takımda… bu hususlarla ilgili defalarca uyarılarda bulundum. Söylenecek her şeyi dile getirdik, geriye yapılması gerekenler kaldı…  

            BAŞKANIM…

 Bu şehrin evlatları çok yıllar sonra takımlarına bu kadar şevkle bağlandıysa bu şevki söndürmeyin. Kolay olmadı bu sevda geçişi… yazık etmeyin… yıllardır takım hasretiyle yanmış bu şehrin evlatlarına bu sitemi tekrar yaşatmayın. Bu sözlerim, yönetimde bulunan herkes içindir. Sizin elinizde olan bu mutluluk kervanını, şehrin evlatlarına yaşatın… aksi halde yazık olacaktır. Bizim yerimiz zirve olmalı… öyle okeydeki dördüncü tamamlansın gibi ortalarda ve altta gezinmek yakışmaz… bu kadar emek verildiyse, artık bunun meyvesi yenilmeli…  bu meyvenin zehri bize ağır gelir… çünkü biz o zehri yıllardır içimizde sakladık ve bir güzel yedik. Artık istemiyoruz…

BAŞKANIM DİKKAT!

            Nasrettin hoca çocuğunu su doldurmaya gönderirken su testisini kırmasın diye  bir tokat atmış. Görenler sitem etmiş “su testisini mi kırdı da vuruyorsun” diye. Nasreddin hoca  indirmiş cevabı “Kırdıktan sonra, dövsem de yarar sağlamaz ki"…

Sayın başkanım ve bütün yönetim; bunları söylüyorum ki mazi gözünüzde canlansın testi kırıldıktan sonra geri dönüşü olmaz… yazık etmeyin bu memleketin evlatların…

            Mutlu haftalar diliyorum…

            [email protected]