Bazı tarihler vardır; yalnızca geçmişi hatırlatmaz, bugün kim olduğumuzu ve yarına nasıl yürümemiz gerektiğini de anlatır. 29 Ekim, benim için böyle bir tarih. Cumhuriyet Bayramı’nı kutlarken yalnızca bir yönetim biçiminin kuruluşunu değil, kadınların hayatında açılan yeni bir dönemi de hatırlıyorum.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, kadınlara eğitimden siyasete, çalışma hayatından toplumsal yaşama uzanan yeni kapılar açtı. Kadının yalnızca ailesiyle sınırlı görülmediği, kendi iradesiyle var olabildiği bir toplumun temelleri atıldı. Elbette bu yol bir günde tamamlanmadı. Ancak atılan adımlar, bugün sahip olduğumuz hakların tarihî zeminini oluşturdu.
Bu tarihin içinde unutulmaması gereken kadınlar var. Millî Mücadele’de sesiyle halkı ayağa kaldıran Halide Edip Adıvar, cephede mücadele eden Kara Fatma, vatan uğruna fedakârlık gösteren Şerife Bacı, gökyüzünde sınırları aşan Sabiha Gökçen…
Her biri farklı bir hikâye yazdı. Ortak noktaları, kendilerine biçilen sınırların ötesine geçerek tarihin akışında yer almalarıydı.
Onların hikâyelerini okurken şu soruyu sormadan edemiyorum: Bugün biz kadınlar, bize bırakılan bu mirasa ne kadar sahip çıkıyoruz?
Atatürk’ün kadınlara tanınan haklar konusundaki öncülüğü, yalnızca geçmişin bir başarısı olarak anılmamalı. 1930’da belediye seçimleriyle başlayan, 1933’te köy yönetimlerine ve 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkına uzanan süreç, kadınların ülkenin geleceğinde söz sahibi olmasının önünü açtı. Bu kazanımlar, kadınların toplumun eşit ve etkin bir parçası olması gerektiğini ortaya koyan tarihî adımlardı.
Ancak hakların yasalarla tanınması kadar, hayatın içinde korunması da önemli. Bir kız çocuğunun eğitimden mahrum bırakılmadığı, bir kadının şiddetten korkmadan yaşayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği ve düşüncesini özgürce ifade edebildiği bir toplum için hâlâ sorumluluklarımız var.
Bir kadın gazeteci olarak inanıyorum ki bu sorumluluklardan biri de gerçeği yazmak, görmezden gelinen sorunları gündeme taşımak ve kadınların sesini duyurmaktır. Çünkü özgürlük, yalnızca sahip olunan bir hak değil; her gün korunması gereken bir değerdir.
Cumhuriyet, biz kadınlara yalnızca geçmişten kalan bir miras değil, geleceğe dair bir sorumluluk da bırakıyor. Atatürk’ün emanetini yaşatmak, onun adını anmakla sınırlı kalmamalı; ilke ve devrimlerini anlamak, kazanımları korumak ve daha eşit bir toplum için çalışmakla anlam kazanmalı.
Bu 29 Ekim’de, tarihe iz bırakan kadınları saygıyla anarken adı hiçbir kitapta yazmayan kadınları da düşünelim. Çocuğunu okutmak için mücadele eden anneleri, emeğiyle ayakta duran kadınları, haksızlığa karşı sesini yükseltenleri ve hayallerinden vazgeçmeyen genç kızları…
Çünkü Cumhuriyet’in hikâyesi yalnızca geçmişte yazılmadı; bugün de her kadının cesaretinde, her kız çocuğunun hayalinde ve eşit bir yaşam için verilen her mücadelede yazılmaya devam ediyor.
Bu 29 Ekim’de, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet’i bizlere emanet edenleri ve bu topraklarda iz bırakan tüm kadınları saygı ve minnetle anıyorum.
Bir kadın gazeteci olarak inanıyorum ki Cumhuriyet’e sahip çıkmak, kadınların sesine, emeğine, özgürlüğüne ve geleceğine sahip çıkmaktır. Atatürk’ün bizlere açtığı yolda yürümek, kazanılmış hakları korumak ve bu mirası gelecek nesillere daha güçlü aktarmak hepimizin sorumluluğudur.
Çünkü kadınların özgür olmadığı bir gelecekte, Cumhuriyet’in aydınlığı eksik kalır.
Yaşasın Cumhuriyet! Yaşasın Atatürk’ün aydınlattığı yolda yürüyen, hakkından ve özgürlüğünden vazgeçmeyen kadınlar!
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun.