Hepimiz ülkemizde yaşananlardan şikâyetçiyiz.
Eğitim sisteminin çöküşünden, adaletsizlikten, kadın cinayetlerinden, çocukların yaşadığı sorunlardan, emeğin sömürülmesinden, ekonomiden, torpilden, liyakatsizlikten, siyasetten, futboldaki kirli ilişkilerden, üretimsizlikten, çevre kirliliğinden ve toplumdaki sevgisizlikten yakınıyoruz.
Herkes bir şeylerden şikâyetçi.
Ama nedense kimse aynaya bakmıyor.
Çünkü sorunların tamamını başkasında aramak daha kolay.
Her şeyden şikâyet ediyoruz ama...
Sosyal medyanın seviyesinden yakınıyoruz; sonra işini hakkıyla yapan insanları değil, en çok bağıranı ve gösteriş yapanı takip ediyoruz.
Adalet ve eşitlik istiyoruz; ama haksızlık yapanı, insanları sömüreni, çıkarı için her yolu deneyeni kendimize örnek alıyoruz.
Dini sorgulamadan, okumadan başkalarından öğreniyor; dini kendi çıkarına kullananların peşinden gidiyoruz.
Aile kalmadı diyoruz; ama birbirimize zaman, sevgi ve saygı vermiyoruz.
Çevreyi koruyalım diyoruz; yere çöp atanı uyarmıyor, kendi attığımız çöpü görmüyoruz.
Doğruyu söyleyen gazeteciyi yalnız bırakıyor, kalemini çıkarına göre kullananı gazeteci sanıyoruz.
Kısacası sözümüz çok, sorumluluğumuz az.
Peki bozuk olan ne?
Esnaf bozuk.
Siyasetçi bozuk.
Gazeteci bozuk.
Doktor, öğretmen, işçi, işveren bozuk.
Kadın bozuk, erkek bozuk.
Herkes bozuk!
Peki biz?
Siyasetçiden şikâyet edip kendi işimiz için torpil istiyoruz.
Liyakat istiyoruz ama işimize geldiğinde tanıdık arıyoruz.
Emek sömürüsünden yakınıyor ama haksızlığa uğrayanın yanında durmuyoruz.
Eğitimin çöküşünden söz ediyor ama çocuklarımızın geleceği için sesimizi yükseltmiyoruz.
Haksızlık karşısında susuyoruz.
Çünkü korkuyoruz.
Bazen de çıkarımızı vicdanımızın önüne koyuyoruz.
Şimdi aynaya bak
İşte tam burada kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bozuk olan gerçekten düzen mi, yoksa biz miyiz?
Çünkü sen kendini düzeltmeden bu düzen düzelmeyecek.
Torpil isteyen sensen…
Haksızlık karşısında susan sensen…
Emeğin sömürülmesine göz yuman sensen…
Doğruyu söyleyeni yalnız bırakıp yalakayı alkışlayan sensen…
Çocuğuna vermediğin sevgiyi ondan bekleyen sensen…
Okumadan, sorgulamadan başkalarının peşinden gidiyorsan…
Sosyal medyada boş olanı büyütüp değer üreteni görmezden geliyorsan…
Sen de bu düzenin bir parçasısın.
Bir ülkeyi sadece siyasetçiler bozmaz.
Toplumun sessizliği, korkusu, çıkarcılığı ve duyarsızlığı da bozuk düzeni ayakta tutar.
O yüzden artık başkasını suçlamadan önce aynaya bakalım.
Ben bu düzenin neresindeyim?
Bugün torpil isteyip yarın liyakatsizlikten şikâyet ediyorsam…
Bugün haksızlık karşısında susup yarın adalet istiyorsam…
Bugün emeğe saygı göstermeyip yarın kendi emeğime saygı bekliyorsam…
Kusura bakmayalım.
Sorunun bir parçasıyım.
Çünkü düzeni değiştirmek, önce kendimizi değiştirmekle başlar.
Adalet istiyorsak adil olacağız.
Saygı istiyorsak saygı göstereceğiz.
Liyakat istiyorsak işi ehline vereceğiz.
Haksızlığa karşıysak, haksızlık karşısında susmayacağız.
Çünkü haksızlık karşısında sustukça sesimiz duyulmayacak.
Ve unutmayalım:
Bozuk olan düzen değil, sensin.
Sen kendini düzeltmeden, bu düzen düzelmez.