Gaziantep’te bugün başlayan 1. Edebiyat Festivali’ne davetli olarak gittim. Afişte 12-16 Ağustos tarihleri arasında, 16.00-23.00 saatlerinde gerçekleştirileceği; şiir dinletileri, atölyeler, sergiler, açık oturumlar, imza günleri, söyleşiler ve kitap okuma etkinliklerinin yapılacağı duyurulmuştu. Açılış saati ise 17.00 olarak ilan edilmişti.
İnsan böyle bir programı görünce doğal olarak kalabalık bir alan, kitap stantları, yazarlar, okurlar, öğrenciler ve gençlerle dolu bir edebiyat atmosferi bekliyor. Fakat saat 17.00’de alana gittiğimizde gördüğümüz manzara maalesef bunun tam tersiydi. Alan boştu, stantlar hazır değildi, yazarların oturacağı yerler dahi belirlenmemişti. Sonrasında da 17.00’de yapılacağı duyurulan açılışın 18.30’a ertelendiğini öğrendik.
İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu değişiklik halka nasıl duyuruldu?
Bir festival düzenliyorsanız, insanlara sadece “gelin” demek yetmez. Nerede, ne zaman, kimlerle buluşacaklarını önceden bilmeleri gerekir. Güçlü bir tanıtım ve duyuru yapılmadan, kentte heyecan oluşturulmadan geniş bir katılım beklemek kolay değil.
Hele “Tüm halkımız davetlidir” deniliyorsa, halkın gerçekten haberdar edilmesi gerekir.
İlk gün karşılaştığımız görüntüdeki boşluğun önemli nedenlerinden biri de bana göre bu iletişim ve organizasyon eksikliği.
Üstelik zamanlama da ayrıca düşünülmeli.
Edebiyatın en önemli hedef kitlesi çocuklar, gençler ve öğrenciler olmalı. Onların yazarlarla tanışacağı, kitaplara dokunacağı, söyleşilere katılacağı bir program oluşturulmalı. Gençleri bu buluşmanın dışında bırakan ya da onlara ulaşmak için yeterli çalışma yapmayan bir edebiyat organizasyonunun etkisi sınırlı kalır. Bugünün gençlerini kitapla buluşturamazsak, yarının okurunu nasıl yetiştireceğiz?
Bir başka mesele ise festivalin içeriği.
Yazarlar pazarcı değildir; fikir insanıdır.
Yazarlar sadece kitap imzalayan insanlar değildir. Yaşadıkları dönemin tanığıdırlar. Toplumun görülmeyen gözü, duyulmayan sesi olurlar. Bugünü geleceğe taşırlar. İnsanlara başka pencerelerden bakmayı, sorgulamayı, eleştirmeyi, empati kurmayı, sevmeyi ve sevilmeyi anlatırlar.
Bu nedenle bir edebiyat festivali yalnızca kitapların sergilendiği bir alan olmamalı. İnsanların farklı düşüncelerle karşılaştığı, farklı hayatları tanıdığı, birbirini anlamaya çalıştığı bir buluşma olmalı.
Tam da burada şu soruyu sormak gerekiyor:
Ahmet Ümit burada olacak mı? Lütfiye Aydın gelecek mi? Faruk Dikeret’i Gaziantep’te bu festivalde görecek miyiz?
Bu isimler ve daha nice değerli yazar, şair ve fikir insanı Gaziantep’te okurlarıyla buluşacak mı?
Bunu bilmek istiyoruz.
Çünkü bir edebiyat festivalinin sadece adı değil, içeriği de güçlü olmalı. Tanınmış yazarlarla yeni yazarlar aynı çatı altında buluşmalı. Usta kalemlerin deneyimi, genç yazarların heyecanıyla yan yana gelmeli. Edebiyatta ayrım yapılmamalı.
Kitapta taraf olmaz. Sanatta taraf olmaz.
Bir yazarın hangi siyasi düşünceye yakın olduğuna göre değil, ortaya koyduğu esere göre değerlendirme yapılmalı. İnsan yalnızca kendi düşüncesine yakın kitapları okumamalı. Kendisine uzak fikirleri de okumalı, farklı hayatları tanımalı, başka pencerelerden bakmayı öğrenmeli.
Çünkü bazen bize en çok şey öğreten kitap, bizimle aynı fikirde olan değil; bizi düşündüren, bize itiraz eden kitaptır.
Edebiyatın gücü de zaten burada.
Gaziantep’in gerçek bir edebiyat festivaline ihtiyacı var. Öyle bir festival ki ünlü yazarla genç yazarı, Gaziantepli kalemle Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelen yazarları, öğrenciyi, genci, çocuğu ve okuru aynı ortamda buluştursun.
Bugün gördüğümüz tabloyu dile getirmek festivali küçümsemek değildir. Tam tersine, Gaziantep’in daha iyisini hak ettiğini söylemektir.
Saat 17.00’de başlayacağı duyurulan açılışın 18.30’a ertelenmesi, alandaki hazırlıkların tamamlanmamış olması, stantların hazır bulunmaması ve katılımın oldukça düşük olması ciddi bir organizasyon sorusunu beraberinde getiriyor.
Umarım önümüzdeki günlerde bu eksiklikler giderilir.
Umarım alan gerçekten dolar.
Umarım yazarlar okurlarıyla buluşur.