İnsan çoğu zaman kendini seçmeyi bencillik sanır. Oysa mesele kimseyi ezmek değil, kendini ezdirmemeyi öğrenmektir. Çünkü kendini seçmek, bir anlık bir cesaret değil; uzun vadeli bir sorumluluktur.
Kendini seçtiğin gün, sadece ‘’ben’’ demiş olmazsın. Aynı zamanda ‘’artık kendime yalan söylemeyeceğim’’ dersin. İşte zor olan da tam olarak budur. Çünkü kendini seçmek, konfor alanından çıkmak demektir. Alıştığın suskunları ter etmek, görmezden geldiğin kırgınlıkları kabul etmek demektir.
İnsan bazen yanlış yerde kalır… Sırf yalnız kalmamak için, sırf alıştığı düzen bozulmasın diye. Ama kendini seçtiğin an, o düzenin aslında seni eksilttiğini fark edersin. Ve işte o noktada sorumluluk başlar. Çünkü fark ettikten sonra kalmaya devam etmek, artık kader değil, tercihtir.
Kendini seçmek; sınır koymaktır. Her ‘’anlayışlı’’ olmanın aslında kendinden vermek olduğunu görmek, herkese iyi görünmeye çalışırken kendine yabancılaştığını fark etmektir. Herkes seni anlamak zorunda değil ama sen kendini anlamak zorundasın.
Bu yol yalnızla da sınar insanı. Çünkü kendini seçtiğinde, seni yarım seveler gider. Seni sadece kolay olduğun kadar isteyenler uzaklaşır. Ama bu bir kayıp değil, bir temizliktir. Yer açmaktır. Daha doğrusu… Kendin için yer açmaktır.
Kendini seçmek, her gün yeniden verilen bir karardır. Bir sabah uyanıp ‘’bugün yine kendimden vazgeçmeyeceğim’’ diyebilmektir. Çünkü asıl sadakat, başkasına değil, kendine gösterdiğindir.
Unutma…
Herkes seni yarı yolda bırakabilir ama sen kendini bırakırsan, işte o zaman gerçekten kaybolursun.
Ve belki de hayatın en büyük olgunluğu şudur: Kendini seçmenin yükünü taşıyabilmek…