İnsan, taşıyabildiği kadarını kendine yakıştırır.
İnsan, çoğu zaman sahip olduklarıyla değil, taşıyabildikleriyle ölçülür. Çünkü her kazanım, her unvan, her imkân; onu taşıyacak bir iç denge, bir olgunluk ve bir kapasite gerektirir. Bu denge kurulmadığında ise ortaya tuhaf bir uyumsuzluk çıkar: Kişi, elde ettiğini taşıyamaz ve bu taşkınlık mutlaka bir yerden sızar.
Bilgi, bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Gerçekten sindirilmiş bilgi insanı sakinleştirir, derinleştirir, mütevazı kılar. Ama hazmedilmemiş bilgi, sadece yüzeyde birikir. O zaman da bilgelik yerine kibir üretir. Kişi, bildiklerini bir zenginlik olarak değil, bir üstünlük aracı olarak kullanmaya başlar. Oysa bilgi, taşıyıcısını büyütmüyorsa, sadece kabuğunu şişirir.
Benzer bir durum servette de görülür. Emekle, zamanla ve farkındalıkla kazanılan zenginlik çoğu zaman bir zarafet taşır.
Çünkü o süreç, kişiye sınırlarını ve değerini öğretmiştir. Ama hak edilmeden gelen ya da içsel bir dengeye oturmayan zenginlik, çoğu zaman görgüsüzlüğe dönüşür. Gösteriş, burada bir tercih değil, bir sızıntıdır. Kişi aslında neyi taşıyamadığını ele verir.
İlişkilerde de bu kural değişmez. Samimiyetin olmadığı bir yerde yakınlık taklit edilir. Abartılı jestler, yapay ifadeler, ölçüsüz ilgi… Bunların hiçbiri gerçek bağın yerini tutmaz. Çünkü içi boş olan, dışarıdan doldurulmaya çalışılır. Fakat insanın doğası buna uzun süre izin vermez; yapay olan er ya da geç kendini belli eder.
Bütün bunların ortak noktası şudur: Özne ile edim arasındaki orantı bozulduğunda, insan bunu gizleyemez. Sahip olduğu şeyle, onu taşıyacak içyapı arasında bir uyumsuzluk varsa, bu çatlak mutlaka görünür hale gelir. Bazen bir sözde, bazen bir tavırda, bazen de bir susuşta…
Belki de asıl mesele, neye sahip olduğumuz değil; neyi taşıyabilecek hale geldiğimizdir. Çünkü insan, layık olmadığı şeyi uzun süre üzerinde tutamaz. Ya onu dönüştürmek zorunda kalır ya da onun tarafından ifşa edilir.
Bu yüzden gelişim, sahip olmakla değil, hazır olmakla ilgilidir. İçimiz genişlemeden dışımız büyüdüğünde, ortaya çıkan şey ilerleme değil, dengesizliktir.
Ve insan, en çok da o dengesizliği saklayamaz.