Son zamanlarda sıkça duyduğum bir cümle var: “Kimse farkında değil.” Oysa ben tam tersini düşünüyorum. Herkes farkında. Herkes her şeyi bile isteye yapıyor.

Yanlış anlaşılmak istemem; burada insanları şeytanlaştırmak gibi bir niyet yok. Ama şu gerçeği de görmezden gelmek mümkün değil: Artık bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu anlamak için büyük çabalar harcamaya gerek yok. Buna rağmen yapılan tercihlerin sonuçlarını “bilmiyordum” diyerek açıklamak giderek daha az inandırıcı hale geliyor.

Birbirimizi kırarken de, doğayı tüketirken de, adaletsizliğe sessiz kalırken de çoğu zaman ne yaptığımızın farkındayız. Sadece o anki konforumuz, çıkarımız ya da korkularımız daha ağır basıyor. İşte mesele de tam burada başlıyor: Bilmek ile sorumluluk almak arasındaki o ince çizgide.

İnsan zihni kendini aklama konusunda oldukça yaratıcıdır. “Herkes yapıyor”, “ben yapmasam da değişmez”, “şartlar böyle” gibi cümleler, aslında içten içe bildiğimiz gerçekleri bastırmanın yollarıdır. Çünkü kabul etmek zor: Bazen yanlış olduğunu bile bile hareket ediyoruz.

Bu durum bireysel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir alışkanlığa dönüştüğünde ise daha büyük bir tehlike ortaya çıkıyor. Sorumluluğun sürekli ertelendiği, vicdanın susturulduğu bir düzen... Herkesin bildiği ama kimsenin üstlenmediği hatalar zinciri.

Peki, çözüm ne? Belki de ilk adım, bu gerçeği kabullenmek: Evet, çoğu zaman biliyoruz. Ve evet, buna rağmen yapıyoruz. Ama tam da bu yüzden değiştirme gücüne sahibiz. Çünkü farkındalık varsa, tercih de vardır.

Köşe yazıları genelde bir yargıyla biter. Oysa ben bu kez bir soruyla bitirmek istiyorum: Gerçekten bilmiyor muyuz, yoksa bilmemeyi mi tercih ediyoruz?