Bir insanı tanımak için bazen yüzüne bakmanız gerekmez. Ne giydiğine, hangi arabaya bindiğine, hangi okuldan mezun olduğuna, nerede yaşadığına da ihtiyacınız olmayabilir.
Bazen yalnızca sesini dinlemek yeterlidir. Çünkü insanın sesi, hayatının görünmeyen biyografisidir. Ses tonu; doğup büyüdüğü evden bir şeyler taşır. Annesinin konuşma biçiminden, babasının suskunluğundan, mahallesinin dilinden, okulunun disiplininden, arkadaş çevresinin şakalarından, yaşadığı coğrafyanın ritminden izler barındırır.
Bir insanın kelimeleri sonradan öğrenilebilir. Ama sesinin terbiyesi daha eskidir.
Çocukken evde nasıl konuşulduysa, büyük ölçüde öyle bir ses yerleşir insanın içine. Bazı evlerde sesler yumuşaktır. İnsanlar birbirlerinin sözünü kesmeden konuşur. Öfke bile alçak sesle yaşanır. Bazı evlerde ise konuşmak, neredeyse sürekli bir mücadeledir. Kim daha yüksek sesle konuşuyorsa onun sözü geçer. Çocuk bütün bunları farkında olmadan öğrenir. Sonra büyür. Fakat çocukluğunda öğrendiği ses, onunla birlikte büyür.
Bu yüzden bir insanın ses tonunda yalnızca o anki ruh hali yoktur; geçmişi de vardır.
Kimi insanların sesinde bir sofra kalabalığı duyarsınız. Sözcükleri birbirine karışır, cümleleri canlıdır, anlatırken elleri de konuşur. Kimi insanların sesinde ise uzun koridorların sessizliği vardır. Ölçülü konuşur, kelimelerini seçer, cümlelerinin arasına uzun mesafeler koyar.
Bir başkasının sesinde memleket vardır. Bir başkasının sesinde şehir. Bir başkasının sesinde köy. Bir başkasının sesinde apartman dairesi. Hatta bazen bir insanın sesinden, onun çocukken kendisini ne kadar güvende hissettiğini bile sezersiniz. Çünkü ses, yalnızca ses değildir.
Ses aynı zamanda bir kültür taşıyıcısıdır. Bir insanın ne söylediğinden önce nasıl söylediğine dikkat ettiğinizde, onun dünyasına dair çok şey görmeye başlarsınız. Kibir yüksek sesle konuşmak değildir mesela. Bazen kibir, kelimelerin arasındaki küçümsemede saklıdır. Nezaket de yalnızca “lütfen” demek değildir. Bazen bir insanın sesindeki yumuşaklık, kullandığı bütün nazik kelimelerden daha fazla şey anlatır. Bazı insanlar özür dilerken bile karşısındakini suçlar. Bazıları teşekkür ederken bile minnet borcu yaratır. Bazıları sevgi sözcükleri kullanır ama seslerinde sevgi yoktur. Bazıları ise tek bir kelimeyle insanın içini rahatlatır. Çünkü kelime ağızdan çıkar; fakat anlam çoğu zaman sesten geçer.
Belki de bu yüzden telefonda hiç tanımadığımız bir insan hakkında birkaç dakika içinde bir kanaat oluştururuz. Yüzünü görmeyiz. Kıyafetini bilmeyiz. Evini, arabasını, diplomasını bilmeyiz. Ama sesini duyarız.
Ve zihnimiz, o sesten bir insan inşa etmeye başlar. Elbette insanı yalnızca sesinden yargılamak doğru değildir. Ses tonu bir insanın bütün hikâyesini anlatmaz. Fakat hikâyenin bazı sayfalarını açar.
Çünkü insanın karakteri çoğu zaman söylediği sözlerden çok, o sözlerin taşıdığı seste görünür.
Ve belki de insanın bütün edebi, hayatı ve kültürü, sandığımızdan çok daha fazla ses tonundadır.
Bir insanın sesini dinlerseniz, bazen onun nerede büyüdüğünü değil sadece; kimlerin arasında büyüdüğünü de duyarsınız.