AK Parti Grup Başkanvekilleri ve divan kâtip üyelerinin (asil–yedek) gizli oylamasında ortaya çıkan tablo, siyasetten çok başka bir soruyu gündeme getirdi:

Bu mecliste yazı yazmak gerçekten zor mu?
Oy pusulaları açıldıkça isimlerden çok hatalar konuşuldu.
Yusuf Açıkgöz, “Yuzuf Açıkgöz” olarak yazıldı.
Yakup Beşe ise “Yakup Meşe” oldu.
Aybüke Sağlam da “Aybike” yazıldı.
Bazı pusulalarda sadece isim vardı, soyisim yok;
Bazılarında harfler yer değiştirmiş, bazıları ise hiç uğramamış.
Tekrar eden hatalar bir noktadan sonra sadece yanlış değil, meclis üyelerine göre “acaba bu bir işaret mi?” sorusunu da beraberinde getirdi.
**
Bu tablo, yazı yazmayı bilmeyen üyelerin meclise nasıl geldiğini sorgulatıyor.
Psikolojik olarak, tekrarlayan hatalar dikkat ve odaklanma eksikliğini, ciddiyetsizliği ve güven erozyonunu ortaya koyuyor.
İzleyenler hem güler hem de sorgular hâle geliyor; meclis ciddiyet ile performans arasında gidip geliyor.
Tam bu karmaşanın ortasında baklava tartışması patladı.
Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz, baklava satışından elde edilen geliri şehit ve gazi ailelerine bağışlayacağını açıkladı.
Gelirin bağışlanması niyet olarak güzel görünse de, maliyetler belli ve sınırlı iken bunun sosyal sorumluluk projesi sayılıp sayılamayacağı tartışmaya açık.
Psikolojik olarak bu, sembolik iyilik ile gerçek etki arasındaki farkı gösteriyor; davranışın motivasyonu ve sonucu birbirini tutmayabilir.
**
Yani bir yanda “Yuzuf”lar, “Meşe”ler, “Aybike”ler, yazmayı beceremeyen meclis üyeleri…
Diğer yanda baklava bağışı ve tartışmaları…
Ciddiyet ile tartışma arasında gidip gelen bir meclis tablosu ortaya çıkıyor.
Belki de mesele sadece hangi isimlerin meclise girdiği değil;
biraz da üyelerin görevlerini ne kadar özenle yerine getirdiği ve mecliste yapılan jestlerin gerçekten şeffaf, denetlenebilir bir sosyal sorumluluk girişimi olup olmadığı.