Mart ayı Şehitkamil Belediye Meclisi toplantısı, gündem maddelerini tartışıyor görünse de, esas olarak sahte bir ciddiyet arenasına dönüştü. Ömer Uçar’ın İran savaşı ve sınır illerimizdeki olası tehlikelerle ilgili uyarıları, kısa süreli bir farkındalık yarattı; ama salonun gevşekliği, ciddi uyarıları gölgede bıraktı.

Sosyal yardımlar ve ekonomik zemin konusu, rakamlarla öne çıkarıldı: Göreve başladığı günden beri yardım alan aile sayısı 26 kat artmış, her ay 47 bin haneye destek sağlanıyormuş. Ama mesele sadece rakamlarda değil; bu artış, ekonomik zeminin güçlenmesinden çok, günlük ihtiyaçların geçici olarak karşılanmasıyla sınırlı kalıyor. İnsanlar her ay elektrik, su, kantin parası alıyor; ama kalıcı bir refah, sürdürülebilir bir ekonomik güvence yok. Görünürde başarı var; pratikte vatandaşın temel ekonomik sorunları hâlâ çözülmüş değil.

**

Belediyedeki çirkefleşme iddiaları ayrı bir tablo çizdi. CHP’li Sucu’nun sorularına cevap gelmeyince, telefonunda müzik açarak protesto etmesi, meclis içindeki ciddiyet eksikliğinin ve otoriteye duyulan güvensizliğin bir yansıması. Gündemin kaydırılması, cevapsız bırakılan sorular ve salonun gevşek havası, ciddi meselelerin bile yüzeysel bir eğlenceye dönüşmesine neden oluyor.

**

Ali Güdücü ve Enver Atar arasındaki gerginlik ise kurumun ahlaki ve yönetsel çöküşünü gözler önüne seriyor. Güdücü’nün mecliste dile getirdiği rüşvet itirafı, salt bir kişisel çatışmanın ötesinde, sistemin kökten işlevsizliğini gösteriyor. Bir belediye üyesinin “9 ay boyunca rüşvet verdim” demesi, hem kurumsal etik ihlallerini hem de sorumluluk algısının tamamen yokluğunu açığa çıkarıyor. Koltuklar dolu, herkes birbirinin gülüşünü izliyor; “ben meclis üyesiyim” havası, rüşvet ve güç ilişkilerini görünür kılmak yerine performans şovuna dönüştürüyor. Arabadan silah çıkarılması gibi anlar, sadece gerginliği artırmakla kalmıyor; kurum içindeki ciddi boşlukları ve güvenilmezliği ortaya koyuyor.

**

Toparlarsak: Mart ayı meclisi, ciddi meselelerin gölgesinde bir şov ve dalga geçme arenasına dönmüş durumda. Psikolojik olarak baktığınızda, sorumluluk ve ciddiyet eksikliği, sistemin çöküşü ve gündemin kolayca kaydırılması, hem izleyenlerde hem de kurum içindeki diğer aktörlerde güven kaybı yaratıyor.