Rahmetli Süleyman Demirel’e sorulduğu gibi “Ekonomi nasıl” diye sorulsa, rahmetlinin cevap verdiği gibi “Bir kelimeyle iyi, iki kelimeyle iyi değil” dememiz maalesef mümkün değil; ancak iki kelime ile cevaplarız herhalde.
Faiz artırıldığı halde enflasyon yoluna devam ediyor. Enflasyonu faizlere bağlamak yanlış bir yoldur. Üretimin azalması buna karşı talebin yerinde sayması, özellikle tüketim maddelerinin fiyat artışlarının devam edeceği herhalde düşünülmüyor.
Diğer yandan, Devlet Bütçesinin, harcamalara yetmeme durumu ve aynı zamanda milli gelirin azalması enflasyonun körüklenmesine sebep olacağı aşikardır.
***
Bütçeyi ayakta tutabilmek için ne yazık ki günümüz siyaseti, faizleri daha da yükseltme yolunu seçeceği kaçınılmaz olacaktır. Yabancıların döviz getirip faize yatırmaları da gerekli yabancı parasının yurda girmesini zamanla azaltacaktır.
Devamlı faiz oranlarının artırılması bir sonuç vermeyecektir. İşin garip tarafı dış borcun yanı sıra iç borç da yüksek. Dikkat edecek olursak Devlet Bütçesinden bazı harcamalar yapılamıyor.
Para basmak ülkeyi felakete sürükler.
İkinci Dünya Savaşından sonra tedavülde çok miktarda TL olduğundan enflasyonu önlemek için “Varlık Vergisi” yasası çıkarılmıştı. Amaç toplanan verginin imhası sonucu piyasadaki TL miktarını azaltmak ve enflasyona son vermekti. Ancak Varlık Vergisi Yasası ile toplanan Türk lirası imha edilmemiş cari harcamalarda kullanılmıştı.
Bu kere ihtiyaçtan dolayı bir varlık vergisi yasası çıkarılabilir. Bankadaki mevduatlardan belli bir oranda vergi kesilebilir.
Hatta İMF nin kapısı çalınabilir.
***
Zaman zaman yazılarımda ekonomiden söz ederken ekonomi yönetiminin kolay bir iş olmadığını, ekonomi olaylarının Arap saçı gibi karmaşık olduğunu, birini düzeltirken diğer bir konunun bozulabileceğine dokunmuştum.
Bugünlerde ekonominin emin ellere verilmesi şart gibi gözüküyor.
Bakalım…