John Perkins, “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabında, az gelişmiş ve geri kalmış ülkelerin, uluslarası şirketler (Şirketokrasi) tarafından nasıl ele geçirildiğini ve soyulduğunu irdeler, anlatır.

Perkins’e göre ekonomik tetikçiler, birçok ülkeyi trilyonlarca dolar dolandıran yüksek ücretli profesyonellerdir. Bu kişiler, Dünya Bankası, Birleşik Devletler Uluslararası Kalkınma Ajansı ve diğer yabancı yardım kuruluşlarından büyük şirketlerin kasalarına ve gezegenimizin doğal kaynaklarını kontrol eden birkaç varlıklı ailenin ceplerine para aktarırlar. Kullandıkları araçlar arasında ise finansal raporlar, hileli seçimler, rüşvet, zorbalık, seks ve cinayetler vardır.

Ekonomik tetikçiler, ele geçirmek istedikleri ülkenin yöneticilerini, yukarıda sayılan çeşitli araçları kullanarak “ikna” etmeye çalışırlar. Bu ikna süreci başarılı olamayınca devreye diğer tür tetikçiler (CİA destekli çakallar) girer. Bu tür tetikçiler genellikle başarılı olur. Şirketokrasinin amaçlarına karşı gelen ülke yöneticileri bu tetikçiler tarafından ortadan kaldırılır. Tarih bunun örnekleri ile doludur.  Bir uçak kazasında ölen Ekvador Başkanı Jaime Roldos ve Panama Başkanı Omar Torrijos buna örnektir. Bu tür tetikçiler de etkili olamayınca devreye başta ABD ve NATO orduları olmak üzere emperyalist güçlerin silahlı kuvvetleri girer.

Suriye krizinin başlangıcında, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad bir mülakatında: “Dışarıdan empoze edilen hiçbir şeyi kabul etmeyiz. Her şeyi kendi iç dinamiklerimizle belirleriz. Ben kişisel olarak koltuğu düşünmüş olsaydım Amerikan telkin ve talimatlarını yerine getirirdim. Petro-dolarların peşinde koşardım ve kendi ilkelerim ve ulusal tutumumdan vazgeçerdim. Ama daha önemlisi ülkemde füze kalkanı kurmasına izin verirdim.” diyerek, krizin ipuçlarını verecek açıklamalar yapmıştır.

Bu cümlelerle, John Perkins’in teorisi yan yana getirildiğinde, birçok noktanın örtüştüğü görülüyor.

Öncelikle Esad, ABD’nin telkin ve talimatlarından söz ediyor. Bu telkin ve talimatlar nelerdir?

Esad, bu telkin ve talimatlara neden uymamıştır?

Esad, petro-dolarlardan söz ederken ne demek istemiştir? ABD’nin, ülkesi üzerindeki ekonomik çıkarlarına ya da ülkesini ekonomik olarak istila etmesine karşı mı çıkmıştır?

Esad ABD’nin, ülkesine füze kalkanı kurulmasına izin vermeyerek en büyük günahı mı işlemiştir?

John Perkins’in sözünü ettiği ekonomik tetikçiler ve silahlı tetikçiler, Suriye’de başarılı olamamış mıdır?

Silahlı tetikçiler, Suriye’de hala iş başında mıdır?

Şirketokrasi Suriye’de, ilk iki tür müdahale ile başarılı olamamış mıdır?

Buna benzer soruları çoğaltmak mümkün.

Ama asıl sorulması gereken soru; Suriye krizinde her açıdan, başrollerde olmaması ve barış politikalarını savunması gereken Türkiye’nin, Suriye’de hegemonya kurmak isteyen ABD’den daha fazla, bu krize müdahil olmasıdır.

Suriye krizinde, üçüncü ve en son aşamaya mı gelinmiştir?

ABD ve şirketokrasi, Afganistan ve Irak müdahalelerinden sonra, müdahale etmek istedikleri ülkelerdeki hedeflerinin gerçekleştirilmesinde, ihale yöntemine mi başvurmaya başlamıştır?

Türkiye ile Suriye arasında yaşanan uçak krizi ve hava sahalarının karşılıklı olarak kapatılmasından sonra, üçüncü aşamaya gelindiği görülüyor.

Umarım ihale Türkiye’nin üzerinde kalmaz.