Üslup, bir insanın en güzel kimliğidir. İnsanın ne söylediğinden önce, nasıl söylediğine bakarım. Çünkü kelimeler yalnızca düşüncelerimizi değil, karakterimizi de taşır. Bir cümlenin içindeki nezaket, bir bakıştaki ölçü, bir itirazın biçimi, bir öfkenin sınırı… Hepsi insanın kendisinden bir parça bırakır geride.
İnsanların size karşı kullandığı cümleler ve gösterdiği davranışlar, çoğu zaman sizin değil, onların kalitesini gösterir. Bir insanın size nasıl davrandığı, sizin kim olduğunuzdan çok onun nasıl biri olduğunu anlatır. Sadi Şirazi'nin çok güzel bir sözü vardır: “Lafta ölçü bilmeyen, edepsizlikte sınır tanımaz.” Ne kadar da doğru…
Çünkü ölçüsüz söz, zamanla ölçüsüz davranışa dönüşür. Dilindeki sınırı kaybeden, bir süre sonra kalbindeki sınırı da kaybetmeye başlar. İnsan önce kelimelerini hoyratlaştırır, sonra ilişkilerini… Oysa üslup; susarken bile kendini belli eder. Haklıyken nasıl konuştuğunuzdur üslup. Haksızken nasıl özür dilediğinizdir. Kızdığınızda karşınızdakini ne kadar incitmemeye çalıştığınızdır. Eleştirirken insanın onurunu koruyabilmektir. Bir makam sahibiyle konuşurken gösterdiğiniz saygı kadar, sizden hiçbir çıkarı olmayan insanla konuşurken gösterdiğiniz nezakettir. Çünkü gerçek kalite, insanın kendisinden güçlü olana gösterdiği saygıda değil; kendisinden zayıf gördüğüne gösterdiği tavırda ortaya çıkar. Bazı insanlar vardır; sesini yükselterek haklı olduğunu zanneder. Cümlesini ağırlaştırdıkça kendisini güçlü hisseder. Karşısındakini küçülttüğünde büyüdüğünü düşünür. Oysa insanın büyüklüğü, başkasını küçültmeye ihtiyaç duymadığı yerde başlar. Her söylenebilen söylenmemelidir.
Her doğru, her yerde ve her biçimde söylenmez. Çünkü doğruluk tek başına yeterli değildir; doğruluğun da bir üslubu vardır. Bir hakikati savunurken bile kırmadan konuşabilmek, insanın kendisine koyduğu sınırdır. İşte edep biraz da budur. Kendini tutabilmek… Öfkeliyken kelimelerine sahip çıkabilmek… “Ben böyleyim” diyerek kabalığı karakter zannetmemek… Çünkü kabalık, kişilik değildir. Sertlik, güç değildir. Bağırmak, haklılık değildir. Karşındakini susturmak, üstünlük değildir. Bazen en büyük cevap, seviyeni düşürmemektir. Hayat boyunca herkesle aynı dili konuşamayız. Herkes bizim nezaketimizi anlayamayabilir. Herkes aynı hassasiyete sahip olmayabilir. Hatta bazıları sizin iyi niyetinizi zayıflık bile sanabilir. Ama bütün bunlar sizin üslubunuzu değiştirmemeli. Çünkü başkasının seviyesizliği, sizin seviyenizi belirlememeli. Size kaba davranan birine kaba davranmak kolaydır. Asıl mesele, karşınızdaki ne kadar ölçüsüz olursa olsun kendi ölçünüzü kaybetmemektir. İnsan, en çok da kendisine yakışanı yapmalıdır. Bu yüzden hayatta bazı tartışmaları kazanmak yerine kendinizi kaybetmemeyi seçin. Bazı insanlara cevap vermek yerine susmayı bilin. Bazı cümleleri kurabilecek olsanız bile kurmayın. Çünkü her kelime ağızdan çıktıktan sonra sahibine ait olmaktan çıkar; karşıdakinin hafızasında yaşamaya devam eder. Ve insan, yıllar sonra bile bazı cümleleri unutmaz. Ne söylediğinizi belki unutur, ama ona kendisini nasıl hissettirdiğinizi unutmaz. O yüzden ne varsa, ne yoksa üslup.
Üslup, insanın aynasıdır. Üslup, karakterin sesidir. Üslup, insanın kendisine koyduğu sınırdır. Ve belki de insanın geride bırakabileceği en güzel mirastır:
“İyi insandı. Sözü de, özü de güzeldi. Kimseyi incitmeden yaşadı.”
Bundan daha güzel bir kimlik var mı?