Şehitkamil Belediyesi, vatandaşın daha uygun fiyata et alabilmesi için satış noktaları açtı. Belediye Başkanı Umut Yılmaz, etin piyasa fiyatının yaklaşık yüzde 40 altında satılacağını açıkladı. İlk satış noktaları Merveşehir ve İbrahimli’de hizmete girdi. Uygulamanın başka mahallelere de yayılması planlanıyor.

Elbette bugün mutfak masraflarını karşılamakta zorlanan aileler için böyle bir hizmetin karşılığı var. İnsanların daha uygun fiyata et alabilmesi önemli. Ancak burada üzerinde düşünmemiz gereken daha büyük bir mesele bulunuyor: Vatandaşın evine et götürebilmesi neden artık bir belediye projesine ihtiyaç duyuyor?

Asıl soru, belediyenin ucuz et satması değil; insanların normal piyasa koşullarında temel gıdaya ulaşmakta neden zorlandığıdır. Çünkü mesele yalnızca et fiyatı değil, gelirle gider arasındaki makasın giderek açılmasıdır. Bir aile alışverişe çıktığında artık ne alacağını değil, nelerden vazgeçeceğini hesaplıyor. Et mi alınacak, faturalar mı ödenecek, çocuğun ihtiyacı mı karşılanacak? Sofradaki tercih, ekonomik bir hesap olmaktan çıkıp aile içinde sürekli bir gerilim kaynağına dönüşebiliyor.
İşin siyasi tarafında da dikkat çekici bir durum var. Şehitkamil Belediye Başkanı Umut Yılmaz, 2025 yılında CHP’den ayrılarak AK Parti’ye katıldı. Dolayısıyla bugün aynı siyasi çatı altında bulunan yerel yönetimin, ülkenin genel ekonomik koşullarında zorlanan vatandaşa ucuz et sunması önemli bir soruyu beraberinde getiriyor: Bir tarafta hayat pahalılığının sonuçlarını hafifletmeye çalışan bir belediye, diğer tarafta bu ekonomik tablonun sorumluluğunu taşıyan merkezi yönetim var. Peki, vatandaşın alım gücünü artırmak yerine ucuz ürün satış noktalarını çoğaltmak ne kadar kalıcı bir çözüm?

Ekonomik sıkıntı sadece cüzdanı etkilemiyor. Sürekli hesap yapmak, ihtiyaçları ertelemek ve çocuklarının isteklerini karşılayamamak ailelerde yetersizlik duygusunu, kaygıyı ve geleceğe ilişkin güvensizliği artırabiliyor. İnsanlar zamanla yalnızca parasını değil, kendi hayatı üzerindeki karar verme gücünü de kaybettiğini hissedebiliyor.

Bu nedenle ucuz et satış noktalarını yalnızca bir belediye hizmeti olarak değerlendirmek yeterli değil. Elbette vatandaş bugün daha uygun fiyata et alabiliyorsa bundan yararlanmalı. Ancak asıl hedef, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için özel satış noktalarına muhtaç olmadığı bir ekonomik düzen kurmak olmalı.
Sosyal belediyecilik, yoksulluğun yükünü hafifletmek kadar, yoksulluğu sürekli hale getiren koşulların da sorgulanmasını gerektirir. Çünkü vatandaşın beklentisi sadece bugün daha ucuz et almak değil; yarın da aynı ürünü alabilecek ekonomik güce sahip olmaktır.