Yakışırken giyinin, sağlığınız yerinde iken gezin, hevesiniz taze iken deneyin, iştahınız varken yiyin, sevdikleriniz hayattayken sevin. Hayat, ertelenmiş mutlulukların ve yaşanmamış anların pişmanlığıyla geçmesin.

Çünkü hayatın en büyük yanılgılarından biri, “Daha sonra yaparım.” demektir. Daha sonra giderim… Daha sonra ararım… Daha sonra söylerim… Daha sonra özür dilerim…

Daha sonra severim… Daha sonra kendime zaman ayırırım… Oysa “daha sonra” dediğimiz şeyin bize ait olduğunun hiçbir garantisi yoktur.
Bugün giyilmeye kıyılamayan o güzel elbise, yarın dolabın bir köşesinde anlamsızlaşabilir. Gitmeye ertelenen şehir, bir gün artık gidilemeyecek kadar uzak olabilir. Söylenmeyen bir “seni seviyorum”, sahibine hiç ulaşmadan içimizde kalabilir. Bazı sofralar son sofradır ve biz bunu otururken bilmeyiz. Bazı sarılmalar son sarılmadır. Bazı vedalar, bir daha kavuşamayacağımızı bilmeden ettiğimiz vedalardır. Bu yüzden hayatı yalnızca büyük günlerden ibaret sanmayın. Hayat; sabah içilen bir kahvede, güneş alan bir pencerede, dostlarla uzayan bir sohbette, sevdiğiniz insanın sesini duymakta, bir çocuğun kahkahasında, yolda durup gökyüzüne bakmakta saklıdır. Kendinize de haksızlık etmeyin. Hep başkaları için güçlü olmak zorunda değilsiniz. Her şeyi yetiştirmek, herkesi memnun etmek, bütün sorumlulukları eksiksiz taşımak zorunda değilsiniz. Bazen hiçbir şey yapmadan oturmak, bazen gitmek, bazen yeniden başlamak, bazen de sadece “Ben bugün iyi olmak istiyorum.” demek de hayatın hakkıdır. Çünkü insan çoğu zaman kaybettiklerinden değil, yaşayabilecekken yaşamadıklarından pişman olur. Keşke daha çok seyahat etseydim. Keşke annemle daha çok konuşsaydım. Keşke babama sarılmayı ihmal etmeseydim. Keşke o işe cesaret etseydim. Keşke sevdiğimi söyleseydim. Keşke kendimi bu kadar ertelemeseydim… İşte hayatın en ağır “keşke”leri, çoğu zaman yapılmış hatalardan değil, yapılmamış şeylerden doğar. O yüzden beklemeyin. Mükemmel zamanı beklemeyin. Çünkü hayat nadiren kusursuz şartlarda gelir. Bazen cebinizde az para vardır ama yolculuğa çıkabilirsiniz. Bazen korkuyorsunuzdur ama yine de deneyebilirsiniz. Bazen kırgınsınızdır ama ilk adımı atabilirsiniz. Bazen hayatınız karmakarışıktır ama yine de bir akşam sofrayı kurup sevdiklerinizle oturabilirsiniz. Mutluluk çoğu zaman büyük bir olay olarak gelmez. Bazen küçük bir cesaret olarak gelir. Bazen bir telefon konuşmasıdır. Bazen ertelenmemiş bir buluşmadır. Bazen yıllardır dolapta bekleyen bir kıyafeti giymektir. Bazen “yarın” demek yerine “bugün” diyebilmektir. Ve belki de hayatın bize öğrettiği en önemli şey şudur: Zaman, biriktirebildiğimiz bir şey değildir. Parayı biriktirebiliriz, eşyayı saklayabiliriz, fotoğrafları arşivleyebiliriz. Ama geçen bir günü geri koyamayız takvime. Öyleyse bugün sevin. Bugün arayın. Bugün sarılın. Bugün gülün. Bugün yola çıkın. Bugün kendinize biraz iyilik yapın. Çünkü yarın için kurduğumuz bütün planların arasında, elimizde gerçekten olan tek şey bugündür.

Ve hayat, yaşamak için bize verilmişken, onu sürekli “bir gün”lere ertelemeyelim.