Yolsuzlukların ayyuka çıktığı şu günlerde, siz sayın okuyucularıma, dürüstlüğüyle bilinen bir kimseden bahsedeceğim.
Hacı Muhlis Karslı’dan…
Rahmetli Hacı Muhlis Karslı Demokrat Partiliydi.
Ağa Camiinin karşısında, Müftüoğlu Sokağındaydı evleri. Gaziantep tabiriyle, duvaraşılı komşumuzdu.
Dinini bilen, efendi, dürüst bir insandı.
Demokrat Parti, 1950 yılında seçimleri kazanıp iktidarı eline alınca, Gaziantep Belediye seçimlerini de kazanmıştı.
Hacı Muhlis Karslı bir iki dönem belediye meclisine seçilmiş; bir ara encümen azalığı da yapmıştı.
O, seçilebilmek için, diğer adaylar gibi bir kuruş dahi harcamamıştı. Bugün adayların seçilebilmek için anormal para harcamalarına, insanın bir türlü aklı ermiyor!?
xxx
Hayatın cilvesi, seçilmiş olarak O’nu belediyede, zannedersem bir süre sonra da aylıklı memur olarak çalışmaya mecbur kılmıştı.
Bir zamanlar Gaziantep Belediyesinde ağırlığı olan, burada önemli görevlerde bulunan böyle bir adamın oğlu Burhan, kaderin cilvesi iflas etmesi sonucu, çocuğunun borçlarını ödemek için evini satmış, seçilmiş olarak hizmet verirken bu sefer aylıklı eleman olarak çalışmaya başlamıştır.
Bu sıralarda, babamın işyeri Kunduracılar çarşısındaydı. Gören’lere ait Bakır Hanının önündeki dükkânlardan birinde en az Hacı Muhlis Karslı kadar dürüst, iplik ticaretiyle uğraşan Pamukçu İbrahim lakaplı İbrahim Erpamukçu’nun Hacı Muhlis Karslı hakkında “Vay Hacı, vay! Ben senin dürüst olduğunu biliyordum ama bu kadar da değil…” dediğini kulaklarımla duymuştum.
Rahmetli İbrahim Erpamukçu, belki de belediyede dönen çeşitli dolapları duymuş olacak ki, seçilmiş bir kimse sıfatıyla belediyede çalıştığı süre zarfında vicdanını yıkmadığına, dolap çevirmediğine, aradan bir süre geçtikten sonra maişetini temin amacıyla belediyede memur olarak çalışmasına hayret etmiştir.
xxx
İnsan bir, bugünkü insanlık dışı, haksız kazanç elde etmek için dönen fırıldaklara, dolaplara bakıyor; bir de böyle bir dürüstlüğe şahit oluyor.
Belediyede kilit noktasında bulun, ama bir kuruşa dahi tenezzül etme!
. O güne kıyasla insanlar ne kadar da değişmiş.
xxx
“Herkes yemek için yaşar, fakat ben, yaşamak için yerim” diyen Sokrates’in evine, bir gün çok sayıda misafir gelmiş. Yemeğe kalmaları gerekince, karısı Sokrates’i mutfağa çağırarak, “Görüyorsun, çok az yemeğimiz var. Bunlar, konuklara yetmeyecek, acaba ne yapsak?” diye sormuş.
Sokrates düşünmüş; sonra, “Gelen misafirler tok gözlü, alçak gönüllü iseler yeter; yok, eğer bunlar açgözlü, kendini beğenmiş kimselerse, ne yapsak yetmez.” demiş.
Ne dersiniz; bugünün bazı insanları, tokgözlü mü, açgözlü mü?