İnsan bazen elindekine değil, eksik olana odaklanıyor.
Bir evin varsa daha büyüğünü, bir işin varsa daha rahatını, yanında seni seven biri varsa daha kusursuzunu arıyorsun. Hayatın içinde sahip olduklarımı zamanla sıradanlaşıyor. Çünkü insan alıştığı nimetin değerini çoğu zaman onu kaybetmeden anlayamıyor.
Oysa bugün şikâyet ettiğin hayat, bir başkasının dua ederken gözyaşıyla istediği hayat olabilir.
Sen ‘’çok yoruldum’’ dediğin işe sahip olmak için yıllardır kapı kapı gezen insanlar var. Sen ‘’küçük’’ dediğin evin sıcaklığını hiç yaşamamış insanlar var.
Senin sıradan gördüğün sofraya hasret kalanlar, bir telefon bekleyenler, bir ‘’nasılsın’’ cümlesine muhtaç olanlar var.
Şükür, sadece her şey mükemmel giderken edilen bir teşekkür değildir. Şükür, eksiklerin içinde hala güzellik görebilmektir.
Hayat istediğin gibi gitmese bile elindekilerin kıymetini bilmektir.
Çünkü insan sürekli eksik olana bakarsa, sahip olduğu bütün güzellikleri körleşmiş bir ruh haliyle tüketmeye başlar. Ve bir süre sonra mutluluk değil, memnuniyetsizlik alışkanlık olur.
Elbette insanın hayalleri olacak. Daha iyisini istemek yanlış değil. Ama sahip olduklarını yok sayarak yaşanan bir hayat, ruhu yorar. Sürekli şikâyet eden insanın kalbi ağırlaşır. Çünkü şikâyet arttıkça huzur azalır.
Bazen durup etrafımıza bakmamız gerekir. Nefes alabildiğimiz bir sabahın bile büyük bir nimet olduğunu fark etmek gerekir. Sağlıkla yürüyebilmenin, sevdiklerinin sesini duyabilmenin, umut edebilmenin…
Hayat her zaman kusursuz olmayacak. Ama belki de huzur, kusursuz bir hayat bulmakta değil; elimizdekinin kıymetini fark etmekle saklıdır.
Ve unutma…
Bugün sıradan sandığın şeyler, yarın özlemini duyacağın anılara dönüşebilir.
Bu yüzden bazen hayata şikâyet ederek değil, şükrederek bakmak gerekir.