İnsan bazen en büyük yarayı kötülerden değil, iyi niyetini suiistimal edenlerden alıyor. Çünkü merhametli insanın kalbi açıktır. İnanır, anlar, affeder, sabreder… Ama dünya çoğu zaman merhameti bir erdem değil, zayıflık sanır.

‘’Merhametli olanın kanadını kıran çok olur’’ sözü tam da bunu anlatır aslında. İyi kalpli insanlar hayata dikenle değil, çiçekle dokunur. Seslerini yükseltmeden severler, kırmadan konuşurlar, karşısındakini düşünürler. Fakat bazı insanlar için bu incelik bir fırsata dönüşür. Çünkü vicdanı olan susar, olmayan bastırır. Merhametli olan toparlamaya çalışırken, bencil olan dağıtmaktan çekinmez.

En çok da ‘’beni anlar’’ diye düşünülen insanlar yorulur. Herkesi anlamaya çalışan insan, bir süre sonra kendini anlatamaz hale gelir. Çünkü herkes onun güçlü olduğunu sanır. Oysa merhametli insanların da yorulan omuzları, kırılan kalpleri vardır.
Hayat garip bir yer…

Kötülük yapanın sesi daha yüksek çıkar bazen. İyi olan ise sessizce toparlamaya çalışır kendini. Kimseyi üzmemek için kendi içine gömer acısını. İşte tam bu yüzden merhametli insanların kanadı kolay kırılır. Çünkü onlar savaşmayı değil, iyileştirmeyi bilir.

Ama unutulan bir şey vardır: Kanadı kırılan her kuş ölmez. Bazıları yeniden uçmayı öğrenir. Hem de eskisinden daha güçlü, daha dikkatli ve daha bilge şekilde…

Merhametli olmak saf olmak değildir. Herkesi affetmek zorunda olmak hiç değildir. İnsan bir yerden sonra şunu öğreniyor: Her yaralıya merhem olamazsın. Çünkü bazı insanlar iyileşmek değil, zarar vermek ister.

Bu yüzden merhametini kaybetme ama yönünü değiştir. Kalbini güzel tut ama herkesi içine alma. Çünkü dünyanın en güzel şeyi iyi kalpli olmaksa, en tehlikeli şeyi de kötü insanların bunu fark etmesidir.

Ve insan en sonunda şunu anlıyor: Merhamet, herkese sınırsız kapı açmak değil; kimi kapıları vicdanını korumak için kapatabilmektir.