Ben ahlakla yetiştirildim. Çocukluğumdan beri bana öğretilen en temel şey, doğruyu yanlıştan ayırabilmekti. Belki de bu yüzden bazı şeyleri normalleştiremiyorum. İnsanların büyük bir ustalıkla yaptığı yalana, ikiyüzlülüğe, çıkarcılığa ve vicdansızlığa alışamadım, alışmayacağımda.

Bazen düşünüyorum; toplumda yaygın olan bu davranışlar, sırf çoğunluk tarafından benimsendiği için normal kabul ediliyor. Ama ben yine de midemin kaldırmadığı şeylere ‘’alışmam’’ gerektiğini düşünmüyorum. Alışmak bana göre teslim olmak demek. Vicdansızlığa alışmak, vicdanımı kaybetmek; yalana alışmak, hakikate sırt çevirmek; ikiyüzlülüğe alışmak, kendi yüzümden utanmak olurdu.

Evet, insanlar bunları ustaca yapıyor olabilir. Hatta bu sahte düzenin içinde yükseliyor, güç kazanıyor olabilirler. Ama ben kendimi onların ölçüleriyle değerlendirmiyorum. Benim suskunluğum, onlara ayak uyduramıyor oluşum bir eksiklik değil. Tam tersine; içimde hala mide bulandıracak kadar güçlü bir doğruluk duygusu kaldığının kanıtı.

Benim için erdem, alışmak değil; direnebilmektir. Midemi bulandırmaya devam etsin bazı şeyler. Çünkü benim midemin bulandığı yerde, kalbim hala temizdir.
Belki de hayatın en büyük erdemi, herkesin normalleştirdiği çarpıklıklara teslim olmamaktır.

Ben ahlaksızlığa alışmayacağım. Yalanın boyasına değil, vicdanın berraklığına meylediyorum. Ve ben, kirlenmeyen bir yüreğin en büyük aşk olduğuna inanıyorum.