İnsan, en çok anlaşılmadığında yorulur.
Yanlış anlaşılmaktan değil… Hiç anlaşılmaya çalışılmamaktan.
Karşımıza öyle insanlar çıksın ki; söylediği cümlenin kalbimizde nasıl yankılanacağını düşünsün. Yaptığı davranışın içimizde nasıl bir iz bırakacağını hesaba katsın. Haklı olmak için değil, incitmemek için konuşsun. Çünkü herkes konuşuyor artık. Ama çok az insan düşünüyor.
Bir mesaj atmadan önce karşı tarafın ruh halini tartan kaç kişi kaldı?
Bir tartışmada sesini yükseltmeden önce karşındakinin kalp atışını duyan?
Bir cümleyi kurmadan önce ‘’bu onu nasıl hissettirir?’’ diye soran?
İncelik zayıflık değildir. Empati fazlalık değildir. Düşünmek, geri adım atmak değildir.
Asıl güç, kırmadan konuşabilmektir. Asıl olgunluk, haklıyken bile kalp gözetmektir.
Bugün ilişkiler neden bu kadar çabuk yıpranıyor biliyor musunuz? Çünkü insanlar niyetlerini savunuyor ama etkilerini umursamıyor.
‘’Ben böyle demek istemedim’’ diyorlar.
Peki karşındaki öyle hissettiyse?
Sevgi; sadece büyük cümleler kurmak değildir.
Sevgi; ses tonunu ayarlamaktır.
Sevgi; yoğun bir günün ortasında ‘’iyi misin?’’ diye sormaktır.
Sevgi; gurur yapmadan gönül almaktır.
Bir insanın kalbine dokunmak zor değil aslında. Ama kalbini ezmeden dokunmak incelik ister.
Herkes güçlü görünmek istiyor.
Kimse hassas görünmek istemiyor. Oysa hassasiyet, insan kalmanın son kalesidir.
Karşımıza öyle insanlar çıksın ki; kelimelerini savurmadan seçsin, öfkesini büyütmeden yönetsin, gücünü baskı kurmak için değil güven vermek için kullansın.
Çünkü insan, yanında rahatça ağlayabildiği kişiyi unutmaz. Ve yanında incinmeden susabildiği kişiyi de…
Hayat hep büyük mucizelerle gelmez.
Bazen en büyük mucize, karşındaki insanın seni düşünmesidir. İncelik tesadüf değil, karakterdir.
Ve hepimiz karakterli kalplere rastlayalım.