Bugün Şehitkamil Belediyesi Meclis toplantısını izlerken, karar maddelerinden çok meclisteki genel hava ve temsil biçimleri dikkatimi çekti. Bu yazı, herhangi bir siyasi iddia taşımayan, tamamen kişisel gözlem ve değerlendirmelere dayanan bir metindir.

Toplantı boyunca CHP sıralarında genel olarak sessiz ve izleyici bir duruş hâkimdi. Bu sessizlik içinde yalnızca Mehmet Sucu ve Zehra Eltan söz aldı. Mehmet Sucu’nun konuşmasında eleştiri ve savunma vardı; ancak ses tonunun yüksekliği, zaman zaman anlatılan içeriğin önüne geçti.

Zehra Eltan’ın konuşması ise daha çok düz bir okuma şeklindeydi. Metinle kurduğu bağın sınırlı olduğu, savunduğu konularla duygusal ve düşünsel bir temas kurmakta zorlandığı hissedildi. Bu nedenle konuşma, savunmaktan çok bilgi aktarmaya yönelik bir sunum olarak algılandı. CHP’deki diğer üyeler ise toplantı boyunca söz almadı ve yalnızca mecliste bulunmakla yetindi.

Yeniden Refah Partisi’nden Ömer Uçar, toplantıda tek başına söz alan bir diğer isimdi. Özellikle 6 Şubat depremlerine dair yaptığı anmada, sakin ve dinlenebilir bir anlatımı vardı. Konuşması, yaşanan kaybın ağırlığını hissettiren bir anma havası oluşturdu. 6 Şubat depremlerine ilişkin bir diğer konuşma AK Parti sözcüsü Dicle Demirdelen tarafından yapıldı.

Konuşma daha çok okuma şeklindeydi ve duygusal olarak sınırlıydı. Ardından Ramazan ayına dair temennilerle devam edilmesi, depremin yarattığı büyük acının yeterince hissedilmediği bir anma biçimi izlenimi yarattı. Böyle bir konuşmanın alkışlanması ise, yasın gerektirdiği sessizlik ve saygıyla uyuşmayan, oldukça yavan bir tablo ortaya koydu. MHP sıralarında toplantı boyunca herhangi bir konuşma ya da değerlendirme yapılmadı. Üyelerin fiziki olarak mecliste yer aldığı, ancak sürece aktif bir katkı sunmadığı görüldü.

Bu durum, temsiliyetin yalnızca var olmakla sınırlı kaldığı bir izlenim yarattı. Meclis Başkanı’nın tutumu, eleştiriler karşısında ortamı sakin tutmaya ve gündemin akışını sürdürmeye odaklıydı. Ancak özellikle eleştirel konuşmalar sırasında sergilenen beden dili ve yüz ifadeleri, söylenenlerden çok düzenin korunmasına önem verildiği hissini güçlendirdi. Genel olarak toplantıda, sosyal ve kültürel alanlara dair önemli kararların hızlıca oylanması ve itirazların olağan karşılanması, mecliste duygusal ve zihinsel katılımın sınırlı olduğu bir işleyişi düşündürdü.

Benim için yerel meclisler yalnızca kararların alındığı yerler değil, halkın kendini ne kadar görülmüş ve ciddiye alınmış hissettiğini gösteren alanlardır. Bugünkü toplantı, temsilcilerin duruşlarının ve konuşma biçimlerinin, alınan kararlar kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu mecliste en çok hissedilen eksikliğin, daha fazla hız ya da sessizlik değil; daha fazla dinleme, daha fazla anlam ve daha fazla insani temas olduğunu söyleyebilirim.