Hayatta da ekonomide de siyasette de hatta günlük kararlarımızda bile sürekli “varsayımlar” yaparız. Kimi zaman farkında bile olmadan… “Şu iş böyle gider”, “Böyle olursa kesin kazanırım”, “İnsanlar hep rasyonel davranır”, “Piyasa kendini mutlaka dengeler” gibi cümlelerin hepsi aslında birer varsayımdır. Sorun şu ki, bu varsayımlar gerçek hayata ne kadar uzaksa, alınan kararların sonucu da o kadar pahalı olur.
Çünkü gerçek hayat, kağıt üzerindeki gibi düzgün işlemez.

KÂĞIT ÜZERİNDEKİ DÜNYA İLE GERÇEK DÜNYA ARASINDAKİ FARK

Ekonomi ders kitaplarına bakıldığında her şey oldukça düzenlidir. İnsanlar rasyoneldir, yani en doğru kararı verir. Piyasalar şeffaftır, bilgiler herkes tarafından eşit şekilde bilinir. Arz ve talep birbirini bulur ve denge kendiliğinden oluşur.
Ama sokaktaki hayat böyle değildir.

İnsanlar her zaman rasyonel davranmaz. Bazen alışkanlıkla, bazen korkuyla, bazen de sadece “komşuda gördüm” diye karar verir. Bilgi hiçbir zaman tam ve eşit dağılmaz. Birinin bildiğini diğeri çok geç öğrenir. Piyasa ise çoğu zaman kendi haline bırakıldığında bile dalgalanır, krizler yaşanır, balonlar oluşur.
İşte bu noktada gerçekçilikten uzak varsayımlar, büyük hataların başlangıcı olur.

EKONOMİDE YANLIŞ VARSAYIMLARIN FATURASI

Ekonomide en sık yapılan hatalardan biri, geleceği “bugünkü koşullar hiç değişmeyecekmiş gibi” varsaymaktır. Örneğin, faizlerin hep düşük kalacağı, dövizin sabit gideceği ya da talebin sürekli artacağı düşünülür. Bu varsayımlar üzerine yapılan yatırımlar ise çoğu zaman ters köşeye yatar.

Bir başka örnek de şudur: “İnsanlar her zaman daha ucuz olanı seçer.” Bu da eksik bir varsayımdır. Gerçekte insanlar sadece fiyatı değil; güveni, kaliteyi, alışkanlığı ve hatta psikolojiyi de hesaba katar. Bu gerçeği göz ardı eden işletmeler, fiyat kırarak kazanacağını sanırken müşteri kaybedebilir.

Devlet politikalarında da benzer bir durum yaşanır. “Vergiyi artırırsak mutlaka gelir artar” gibi basit bir varsayım her zaman çalışmaz. Çünkü insanlar davranış değiştirir, kayıt dışına yönelir ya da tüketimi azaltır. Yani sonuç, beklenenden farklı çıkar.

GÜNLÜK HAYATTA VARSAYIM TUZAĞI

Sadece ekonomi değil, günlük yaşam da varsayımlar üzerine kuruludur. Örneğin bir insan “Bu ilişki hep böyle devam eder” diye düşünebilir. Ya da bir öğrenci “Bu sınavı çalışmadan da geçerim” varsayımıyla hareket eder. İş hayatında ise “Bu müşteri zaten bizden vazgeçmez” düşüncesi oldukça yaygındır.
Ama hayat, varsayımları pek sevmez. Çünkü hayat sürekli değişir.

Bugün doğru olan bir davranış, yarın yanlış olabilir. Bugün sadık olan bir müşteri, yarın daha iyi bir alternatif bulabilir. Bugün güçlü görünen bir sektör, kısa sürede teknolojik değişimle zayıflayabilir.

YANLIŞ VARSAYIMIN EN BÜYÜK TEHLİKESİ: KENDİNE GÜVEN TUZAĞI

Varsayımlar yanlış olduğunda en tehlikeli sonuçlardan biri “aşırı özgüvendir”. Çünkü kişi ya da kurum, kurduğu modelin doğru olduğuna o kadar inanır ki, gerçeği görmezden gelmeye başlar.

“Bu iş kesin tutar.”
“Risk yok.”
“Her şeyi düşündük.”

Bu cümleler genelde yanlış varsayımların üzerine kurulur. Ve en büyük ekonomik krizlerin, en büyük iş başarısızlıklarının arkasında da çoğu zaman bu kör güven vardır.

Gerçekte ise hiçbir şey “kesin” değildir. Ekonomi, toplum ve insan davranışı sürekli değişir.

KRİZLERİN ARDINDAKİ GÖRÜNMEYEN NEDEN

Tarihte yaşanan birçok ekonomik kriz incelendiğinde ortak bir nokta görülür: Yanlış varsayımlar zinciri.
Bir dönem herkes konut fiyatlarının sürekli artacağını düşündü. Bu varsayım üzerine kredi sistemleri genişledi, yatırımlar hızlandı. Ama fiyatlar düşmeye başlayınca sistem çöktü.

Bir başka dönemde “riskler dağıtılmıştır, sistem güvenlidir” varsayımıyla finansal ürünler karmaşıklaştırıldı. Ama gerçek riskler görülmediği için büyük çöküşler yaşandı.

Yani krizler çoğu zaman aniden değil, yanlış varsayımların birikmesiyle gelir.

GERÇEKÇİ VARSAYIM NASIL KURULUR?

Peki çözüm nedir? Varsayım yapmayı bırakmak mümkün değil. Asıl mesele, varsayımları daha gerçekçi kurabilmektir.
Bunun için birkaç temel yaklaşım vardır:

Öncelikle, “insan davranışı değişkendir” gerçeğini kabul etmek gerekir. İnsanları sabit ve öngörülebilir makineler gibi görmek büyük hatadır.
İkincisi, “tek senaryo” yerine “çoklu senaryo” düşünmek gerekir. Yani sadece iyi ihtimale değil, kötü ihtimale de hazırlıklı olmak gerekir.
Üçüncüsü, geçmiş veriye bakarken onun geleceği birebir yansıtmayacağını bilmek gerekir. Çünkü koşullar değişir.

Ve en önemlisi, sürekli geri bildirim almak gerekir. Yani yapılan varsayımın doğru olup olmadığını gerçek hayatla test etmek gerekir.

KÜÇÜK HATALARIN BÜYÜK SONUÇLARI

Varsayımlar bazen küçük gibi görünür. Ama yanlış bir varsayım, zincirleme etkiler yaratabilir. Bir yatırım kararında yapılan hata, sadece bir işletmeyi değil, tedarik zincirini, çalışanları ve hatta piyasayı etkileyebilir.

Bir kamu politikasında yapılan yanlış varsayım ise milyonlarca insanın hayatına dokunur. Bu yüzden varsayım meselesi, sadece teorik bir konu değil; doğrudan hayatın içindedir.

SONUÇ: GERÇEĞİ KABUL ETMEK CESARET İSTER

Gerçekçi olmayan varsayımlar çoğu zaman kolay gelir. Çünkü insan zihni basitleştirmeyi sever. Karmaşık dünyayı basit kurallarla açıklamak rahatlatıcıdır. Ama bu rahatlık, çoğu zaman pahalıya mal olur.
Gerçeğe daha yakın varsayımlar kurmak ise daha zordur. Çünkü belirsizliği kabul etmeyi gerektirir. Ama uzun vadede kazandıran da budur.
Hayatın, ekonominin ve toplumun temel dersi şudur: Varsayımlar ne kadar gerçekçiyse, sonuçlar da o kadar sağlam olur. Aksi halde, kâğıt üzerinde doğru görünen her şey, gerçek hayatta kolayca çöker.