Ortadoğu’da dengeler yeniden şekillenirken Irak, bölgesel gelişmelerin merkezindeki ülkelerden biri olmaya devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’a yönelik silah ve güvenlik desteği de bu çerçevede yeniden önem kazanmış durumda. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, ABD’nin Irak politikası açısından yalnızca silah satışından söz etmememizdir. Asıl mesele, Washington ile Bağdat arasındaki güvenlik ilişkisinin yeni bir döneme giriyor olmasıdır.
ABD öncülüğündeki koalisyon, 30 Eylül 2026 itibarıyla Irak’taki IŞİD’le mücadele askerî misyonunu tamamladı. ABD Savunma Bakanlığı, bundan sonraki dönemde Irak güvenlik güçlerinin ülkenin güvenliğinde başrolü üstleneceğini, Washington’ın ise eğitim, istihbarat ve terörle mücadele alanlarında destek vermeyi sürdüreceğini açıkladı.
Burada önemli bir çelişki gibi görünen ancak aslında yeni dönemin temelini oluşturan bir gelişme var. ABD askerî varlığını azaltırken Irak güvenlik güçlerinin kapasitesini artırmak istiyor. Bunun yolu da eğitim, istihbarat, lojistik ve silah sistemleri üzerinden Irak ordusunun güçlendirilmesinden geçiyor.
Peki ABD neden Irak’a silah desteği veriyor?
Birinci neden IŞİD tehdidinin tamamen ortadan kalkmış kabul edilmemesi. IŞİD artık geçmişteki gibi geniş bölgeleri kontrol eden bir güç değil. Ancak örgütün hücre yapılanmaları ve terör kapasitesi hâlâ Irak güvenliği açısından risk oluşturuyor. ABD, Irak güvenlik güçlerinin bu tehditle kendi başına mücadele edebilmesini istiyor.
İkinci ve belki daha önemli neden ise İran’ın Irak üzerindeki etkisi. Washington, İran’a yakın silahlı grupların Irak devletinin güvenliği ve egemenliği üzerinde oluşturduğu baskıyı azaltmaya çalışıyor. İngiltere Avam Kamarası Kütüphanesi’nin güncel değerlendirmesinde de ABD’nin Irak politikasındaki önceliklerinden birinin İran destekli silahlı grupların etkisinin azaltılması olduğu belirtiliyor.
Üçüncü neden Irak’ın kendi sınırlarını koruyabilecek kapasiteye ulaşması. ABD’nin askerlerini çekmesi, Irak’ın güvenlik boşluğu yaşamasını istemediği anlamına geliyor. Bu nedenle Washington açısından silah ve eğitim desteği, askerî varlığın yerini kısmen alabilecek araçlar olarak görülüyor.
ABD’nin Irak’a askerî desteği yeni değil. Daha önce F-16 uçakları, mühimmat, radar sistemleri, helikopterler, zırhlı araçlar ve çeşitli lojistik ekipmanlar dahil olmak üzere çok geniş kapsamlı güvenlik yardımları sağlandı. ABD’nin 2025 yılı verilerinde Irak güvenlik güçlerinin eğitilmesi ve donatılması için de yüz milyonlarca dolarlık kaynak öngörülmüştü.
Sonuçları ne olabilir?
Silah desteğinin ilk sonucu Irak devletinin güvenlik kapasitesinin artmasıdır. Eğer silahlar doğrudan devlet kurumlarının kontrolünde tutulur ve profesyonel güvenlik yapısının güçlenmesine hizmet ederse, Irak'ın kendi güvenliğini sağlaması kolaylaşabilir.
Fakat diğer taraftan Irak'ta devlet dışı silahlı grupların varlığı devam ettiği sürece silahlanma konusu daha karmaşık hale geliyor. Irak hükümeti son dönemde devlet dışındaki silahların toplanması yönünde adımlar atıyor. Yaklaşık 6 milyon silahın devlet kontrolüne alınması hedefi de bu politikanın ne kadar büyük bir mesele olduğunu gösteriyor.
Dolayısıyla asıl mesele sadece Irak'a ne kadar silah gönderildiği değil, bu silahların kimin kontrolünde olduğu ve Irak devletinin güvenlik üzerindeki otoritesinin ne ölçüde güçlendirilebildiğidir.
Türkiye açısından konu neden önemli?
Türkiye açısından Irak'ın istikrarı doğrudan ekonomik ve güvenlik sonuçları bulunan bir konudur. Öncelikle sınır güvenliği açısından Irak'taki gelişmeler Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Irak'ın kuzeyindeki güvenlik yapılanması, terör örgütlerinin hareket alanı ve bölgedeki silahlı grupların durumu Türkiye'nin güvenlik politikalarını doğrudan etkileyebiliyor.
İkinci önemli konu enerji ve ticaret. Irak, Türkiye açısından önemli bir ticaret ortağıdır. Enerji koridorları, petrol taşımacılığı, Habur üzerinden gerçekleşen ticaret ve Irak'ın yeniden yapılanma ihtiyacı düşünüldüğünde Irak'taki istikrar Türkiye ekonomisi açısından da önem taşımaktadır.
Üçüncü konu ise ABD-İran rekabetinin Irak üzerinden yeni bir gerilim alanına dönüşme ihtimalidir. Türkiye'nin burada dikkat etmesi gereken nokta, Irak'ın yeni bir bölgesel çatışma alanına dönüşmemesidir. Çünkü Irak'ta yaşanabilecek ciddi bir istikrarsızlık yalnızca Bağdat'ı değil, Türkiye'nin sınır bölgelerini, ticaret yollarını ve enerji güvenliğini de etkileyebilir.
Benim açımdan en önemli gelişme ise ABD'nin askerî varlığını azaltırken Irak ile güvenlik ilişkisini tamamen bırakmamasıdır. Washington bir anlamda yöntem değiştiriyor. Asker göndermek yerine Irak'ın kendi güvenlik kapasitesini artırmaya, eğitim ve istihbarat desteğini sürdürmeye ve silah sistemleri üzerinden etkisini korumaya çalışıyor.
Sonuç olarak ABD'nin Irak'a silah desteğini yalnızca IŞİD'le mücadele çerçevesinde değerlendirmek eksik olur. Burada Irak'ın güvenliği, İran'ın bölgesel etkisi, silahlı grupların geleceği, ABD'nin bölgedeki çıkarları ve Irak devletinin egemenliği aynı denklem içerisinde bulunuyor.
Türkiye açısından ise temel beklenti Irak'ın güçlü, istikrarlı ve toprak bütünlüğünü koruyan bir devlet yapısına kavuşmasıdır. Çünkü Irak'taki istikrar Türkiye'nin güvenliği, ticareti ve enerji politikası açısından doğrudan önem taşıyor.
Önümüzdeki dönemde asıl takip edilmesi gereken konu, ABD'nin Irak'a hangi silahları verdiğinden çok, Irak devletinin bu askerî kapasiteyi ne ölçüde kendi egemenliği altında kullanabileceğidir. Bana göre bölgedeki gelişmelerin gerçek belirleyicisi de bu olacaktır.