Hayatta insanı en çok yoran şeylerden biri, açıkça ortada duran bir gerçeği bir başkasına anlatmaya çalışmaktır. Özellikle de karşıdaki kişi, doğruları görmek yerine egosunu korumayı tercih ediyorsa...
Bazı insanlar vardır; yaşanan bütün olaylar, ortaya çıkan bütün sonuçlar ve gözlerinin önüne serilen bütün gerçekler aynı şeyi söylese bile bunu kabul etmezler. Çünkü mesele haklı olmak değil, haklı görünmektir. Yanıldıklarını fark ettikleri anlarda bile bunu dile getirmek yerine yeni savunmalar üretir, yeni bahaneler bulurlar.
Bu yüzden onlardan bir gün dönüp de “Sen haklıydın” cümlesini duymayı beklemeyin. Çünkü bazı insanlar için hata yaptığını kabul etmek, hatayı yapmaktan daha zordur.
Daha da ilginci, haksız çıktıkları durumlarda bile öyle bir savunma mekanizması geliştirirler ki, bir süre sonra kendinizi suçlu hissetmeye başlarsınız. Sanki özür dilemesi gereken onlar değil de sizmişsiniz gibi bir hava oluştururlar. Tartışmanın yönü değişir, konu değişir, gerçekler değişir ama onların tavrı değişmez. İşte tam da bu noktada yapılacak en doğru şey, onları ikna etmeye çalışmaktan vazgeçmektir.
Çünkü arsızlıkla inat birleştiğinde ortaya çıkan duvarı hiçbir mantık yıkamaz. Ne kadar doğru cümle kurarsanız kurun, ne kadar açık örnekler verirseniz verin, duymak istemeyen kulaklara ulaşamazsınız. Böyle zamanlarda ne cümlelerinizi yorun ne de kendinizi.
Sessiz kalın. Ortamı sakin bir şekilde terk edin.
Tartışmayı kazanmak için değil, huzurunuzu korumak için uzaklaşın.
Çünkü bazen geri dönüp bakmadan atılan birkaç adım, saatler süren tartışmalardan çok daha güçlü bir mesaj verir. O sessiz yürüyüş, karşı tarafa aslında şunu söyler:
“Bu konuya harcayacak ne enerjim var ne de zamanım.”
Ve çoğu zaman bu mesaj, kurabileceğiniz en sert cümleden bile daha etkili olur.
Unutmayın; suskunluk her zaman zayıflık değildir. Aksine, nerede konuşacağını bilen kadar nerede susacağını bilen insan da güçlüdür. Çünkü gerçek güç, her savaşa girmek değil, hangi savaşın değmeyeceğini bilmektir.
Kendinizi sürekli savunmak zorunda kaldığınız yerlerde yıpranırsınız. Ancak değersiz tartışmalardan dönüp gidebildiğiniz yerde güçlenirsiniz.
Bazen en güçlü kelime hiçbir şey söylememektir.
Ve bazen en büyük zafer, son sözü söylemek değil, o söze ihtiyaç duymadan yolunuza devam edebilmektir.