Türkiye'de süresiz nafaka konusu yıllardır tartışılıyor.

Son dönemde bu tartışmalar yeniden alevlenirken, konuya ne kadın-erkek çatışması üzerinden ne de ideolojik kalıplarla bakmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mesele aslında bir cinsiyet meselesinden çok, adalet ve insan hakları meselesidir.

Bir evlilikte insanlar birlikte çalışmış, birlikte üretmiş, birlikte mal edinmişse elbette boşanma halinde bunların adil şekilde paylaşılması gerekir. Eğer bir kadın evlilik sürecinde çalışmasına izin verilmemiş, ekonomik özgürlüğü elinden alınmış veya yıllarını ailesine ve çocuklarına adamak zorunda bırakılmışsa, bunun da hukuki karşılığı olmalıdır. Kimsenin emeği yok sayılamaz.

Ancak benim itirazım, nafakanın süresiz hale gelmesine yöneliktir.

Bir gün, birkaç ay ya da çok kısa süreli evliliklerden sonra yıllarca hatta ömür boyu nafaka ödenmesini adalet duygusuyla bağdaştırmakta zorlanıyorum. Bunun kadınları korumaktan çok, bazı durumlarda sistemi istismar etmeye açık hale getirdiğini düşünüyorum. Elbette mağdur kadınlar vardır ve korunmalıdır. Fakat kötü niyetli kullanımları da görmezden gelmemek gerekir.

Ben ne feminist bir bakış açısıyla ne de ataerkil bir anlayışla konuşuyorum. Benim savunduğum şey insanın kendi ayakları üzerinde durabilmesidir.

Bir kadın neden hayatından çıkarmak istediği, birlikte mutlu olamadığı veya artık ortak bir yaşam sürdürmediği bir erkeğin gelirine bağımlı olmak zorunda kalsın? Kadının özgürlüğü, bir erkeğin maaşına bağlanmak değildir. Tam tersine özgürlük; kendi emeğiyle, kendi bilgisiyle, kendi üretimiyle hayatını sürdürebilmektir.

Bu nedenle bana göre asıl çözüm nafakayı süresiz hale getirmek değil, kadınların ekonomik olarak güçlenmesini sağlamaktır. Bir kız çocuğu daha küçük yaşlardan itibaren kendi ayakları üzerinde durmayı öğrenmelidir. Eğitim almalı, meslek sahibi olmalı, üretmeli ve ekonomik bağımsızlığını kazanmalıdır. Çünkü ekonomik bağımsızlık, aynı zamanda özgürlük demektir.

Bu düşünce, evlilikte ortak yaşamı veya paylaşımı reddetmek anlamına gelmiyor. Aksine evlilik; birlikte üretmek, birlikte kazanmak, birlikte birikim yapmak ve hayatı paylaşmaktır. Ancak evliliğin bir ekonomik güvence aracına dönüşmesi de doğru değildir.

Elbette çocukların ihtiyaçları karşılanmalıdır. Elbette ortak edinilmiş mallar adil şekilde paylaşılmalıdır. Elbette mağduriyetler giderilmelidir. Fakat boşanılan bir insana ömür boyu ekonomik olarak bağlı kalmak da sağlıklı bir toplumsal model değildir.

Bugün nafaka tartışmalarında asıl sorulması gereken soru şudur: Kadınları gerçekten güçlendiren şey nedir?

Benim cevabım nettir.

Kadınları güçlü kılan şey, boşandıkları bir erkeğin gelirine bağlı yaşamak değil; kendi emeğiyle, kendi kazancıyla ve kendi özgürlüğüyle ayakta durabilmeleridir.