Basın hep ülkenin dördüncü kuvveti olarak nitelendirildi. Demokrasinin en önemli aktörlerinden birisiydi gazeteler.
Halkın haber alma özgürlüğü için,
Vatandaşın gelişmelerden haberdar olması için,
Ülkesinin geleceği için, insanlık için,
Çalışan gazeteciler vardı...
**
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü de bu güzel insanlar için tertip etmişlerdi.
Demokrasinin gelişmesine, özgürlüklere, adalete ve ülkesine katkılarına yılda bir kez de olsa, teşekkür etmek adına...
Öyle de yapıyorlar...
364 gün boyunca çiğnedikleri, halkın haber alma özgürlüğünü, sansürsüz basını, basının önündeki engelleri kaldırmayı, ne güzel de anlatıyorlar o bir günde...
**
Siyasetçi “Çalışan gazeteci olsun, ama benim için çalışan gazeteci olsun.” dedi.
Hizmetlerimi yazsın, reklamımı yapsın, büyük devlet adamlığımdan bahsetsin,ama muhalefet yapmasın. Hakkını da alsın...
İşadamı “Yazan gazeteci olsun, ama benim için yazan gazeteci olsun.” dedi.
Büyük işadamı olduğumu yazsın, çıkardığı dergilere sorgulamadan beni kapak yapsın, ama yanlışlarımı görmesin. Reklamını da alsın...
**
Bu mantığa çabuk uyum sağladı gazeteci...
Daha doğrusu, bu mantıktakilere meydanı bırakmak zorunda kaldı gazeteciler...
Siyaseti, işadamını arkasına alan bu zatlara karşı nasıl mücadele edebilirlerdi ki...
Rakiplerinden farklı çıktığı, atlatma haberiyle övünen gazeteciden,
“Sen benim büromu gördün mü?” diyen gazeteciye döndü ibre...
**
Siyasetçi, işadamı kendi güdümünde çalışan bir basın yaratmak isterken;
10 Ocak’larda gazetecinin neye çalıştığını sorgular duruma düştük.
Bu şartların doğal sonucu gerçekleşti aslında;
Çalışan ama kendine çalışan bir gazeteci topluluğu yarattılar sonunda...