Bu nankör, kokuşmuş ve alabildiğine adab-ı muaşeretten yoksun bu zamanda, birinden iyilik görmekten korkar oldum. Gösterilen her iyilik, bir erdem olmaktan çıkıp bir gün başa kakılacak bir eyleme dönüşmüş ya da elimde koz olsun diye yapılmış ucuz bir hareket vaziyeti almış.
İnsan artık kendisine uzatılan eli tutarken dahi tereddüt ediyor. Zira o elin, yarın öbür gün yakasına yapışmayacağının; bugün verilen bir lokmanın, yarın yüzüne vurulmayacağının hiçbir teminatı yok. Bir iyilik yapılıyor, fakat iyiliğin sessizliği korunmuyor. Minnet bekleniyor, sadakat talep ediliyor, hatta bazen insanın haysiyetinden küçük bir parça rehin bırakması isteniyor.
Oysa iyilik dediğin, insanın kendi nefsinden eksiltip bir başkasının hayatına kattığı şeydir. Hesabı tutulmaz. Defteri açılmaz. Gün gelir de “Ben senin için şunu yapmıştım,” denmez. Deniyorsa orada artık iyilikten değil, alışverişten söz etmek gerekir.
Ne hazin ki artık bazıları iyiliği, insanın vicdanından doğan tabii bir davranış olarak değil, ileride kullanılmak üzere edinilmiş bir imtiyaz gibi görüyor. Bir dostluk kuruluyor; sonra o dostluğun hatırası, tartışmaların ortasında silah diye çıkarılıyor. Bir kapı açılıyor; yıllar sonra o kapının anahtarı, insanın boynuna borç diye asılıyor. Bir omuz veriliyor; ardından insanın ömrü boyunca o omuzun gölgesinde yaşaması bekleniyor.
Böyle olunca insan iyilikten değil, iyiliğin arkasından gelecek hesaptan korkuyor.
Belki de çağımızın en büyük yoksulluğu budur: İnsan çok şey biliyor, çok şey söylüyor, çok şeye sahip oluyor; fakat karşılıksız vermenin, teşekkür beklemeden yapmanın, yaptığı iyiliği kendi hafızasından dahi silebilmenin asaletini giderek unutuyor.
Çünkü gerçek iyilik biraz da unutmayı gerektirir.
Yaptığın iyiliği hatırlıyorsan, karşındakine her baktığında kendi cömertliğini görüyorsan, onun mahcubiyetinden kendine bir üstünlük payı çıkarıyorsan, belki de iyilik yapan sen değilsindir artık. Yalnızca alacağını tahsil etmek için zamanı bekleyen bir alacaklısındır.
İnsan, iyiliği başkasının hayatına yük olmadan yapabilmeli. Minnet altında ezmeden, mahcubiyete mahkûm etmeden, karşılığını istemeden...
Ve belki en mühimi, bir gün o iyiliğin hatırlanmasını değil, unutulmasını dilemeli.
Çünkü bazı iyilikler vardır; anlatıldıkça küçülür, unutuldukça büyür.
Biz galiba tam da bunu unuttuk.
İyiliğin kıymetini değil yalnızca; iyilik yaptıktan sonra susmanın asaletini de.