Türkiye'nin en önemli gündemlerinden biri hiç kuşkusuz kentsel dönüşüm. Özellikle İstanbul başta olmak üzere deprem riski taşıyan şehirlerimizde eski ve güvenliği tartışmalı yapıların yenilenmesi artık bir tercih olmaktan çıkmış, doğrudan doğruya bir zorunluluk haline gelmiştir. Çünkü olası bir depremin ekonomik maliyeti kadar, insan hayatı açısından ortaya çıkaracağı sonuçları da düşünmek zorundayız.
Tam da bu nedenle kentsel dönüşümde verilen devlet destekleri büyük önem taşıyor. Son dönemde yapılan düzenlemeler ise vatandaş açısından yeni bir dönemin kapısını açıyor.
Bunların başında “Yarısı Bizden” kampanyasının süresinin uzatılması geliyor. Daha önce 31 Aralık 2026'da sona ermesi planlanan kampanyanın süresi 31 Aralık 2027'ye kadar uzatıldı. Böylece İstanbul'da evini veya iş yerini dönüştürmek isteyen vatandaşlara bir yıllık ilave süre tanınmış oldu.
Ben burada özellikle zamanlama konusuna dikkat çekmek istiyorum. Çünkü kentsel dönüşüm, vatandaşın karar verdiği gün başlayıp birkaç ay içerisinde tamamlanan basit bir işlem değil. Risk tespiti, maliklerin anlaşması, proje hazırlanması, ruhsat, tahliye, yıkım ve yeniden yapım gibi birçok aşama bulunuyor. Dolayısıyla sadece kampanyanın son başvuru tarihini bilmek yeterli değil. Sürecin tamamını önceden planlamak gerekiyor.
“Yarısı Bizden” kapsamında bir konut için 875 bin lira hibe, 875 bin lira kredi ve 125 bin lira taşınma desteği olmak üzere toplam 1 milyon 875 bin liraya kadar destek sağlanıyor. İş yerleri için de farklı tutarlarda hibe, kredi ve taşınma desteği bulunuyor.
Ancak burada önemli bir ekonomik gerçek var: İnşaat maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda verilen destek ne kadar önemli olursa olsun, bazı vatandaşların kendi kaynaklarını da ortaya koyması gerekebiliyor. Bu nedenle dönüşüm kararında yalnızca “devlet ne kadar destek veriyor?” sorusuna değil, “bize toplam maliyeti ne olacak?” sorusuna da bakmak gerekiyor.
Kentsel dönüşümde yeni dönemin dikkat çeken bir başka tarafı ise uygun koşullu finansman imkanlarının genişlemesi. İstanbul'da Dünya Bankası işbirliğiyle yürütülen İklim ve Afetlere Dayanıklı Şehirler Projesi kapsamında riskli yapıların dönüşümü için 3 milyon liraya kadar finansman, ilk 12 ay geri ödemesiz dönem, 180 aya kadar vade ve yüzde 0,69 faiz oranı ile destek sağlanıyor. Eylül ayı itibarıyla bu kapsamda 284 bin 272 bağımsız bölüm için ön başvuru alınmış durumda.
Bence bu rakam bize vatandaşın dönüşüme olan ilgisini açıkça gösteriyor. Fakat ilginin yüksek olması kadar, dönüşümün fiilen tamamlanması da önemli. Çünkü kâğıt üzerinde riskli yapı sayısının azalması ile vatandaşın gerçekten güvenli bir binada yaşamaya başlaması aynı şey değildir.
Türkiye genelinde 2012'den bu yana kentsel dönüşüm kapsamına alınan bağımsız bölüm sayısı 2 milyon 737 bine ulaşmış, bunların 2 milyon 369 bininin dönüşümü tamamlanmış durumda. 368 bin bağımsız bölümde ise çalışmalar devam ediyor.
İstanbul açısından tablo daha da önemli. 2012'den bu yana dönüşüm kapsamına alınan bağımsız bölüm sayısı 1 milyon 274 bini aşarken, 998 bininin yapımı tamamlandı. Temmuz 2026 itibarıyla 276 binden fazla bağımsız bölümde dönüşüm çalışmaları sürüyordu.
Burada benim üzerinde durduğum en önemli konu, kentsel dönüşümün sadece bina yenilemek şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğidir.
Yeni yapılacak binaların enerji verimliliği yüksek, ulaşım bağlantıları güçlü, otopark ve sosyal donatıları yeterli, yeşil alanları bulunan ve iklim değişikliğine dayanıklı olması gerekiyor. Nitekim Türkiye'nin şehircilik politikalarında akıllı şehir, sürdürülebilirlik ve afetlere dirençlilik kavramlarının daha fazla öne çıktığını görüyoruz.
Bir diğer önemli konu da vatandaşın doğru bilgilendirilmesi. Kentsel dönüşüm ciddi miktarda para, zaman ve hukuki süreç içeriyor. Bu nedenle maliklerin yüklenici seçerken şirketin geçmiş projelerini, mali gücünü, sözleşme şartlarını ve teslim yükümlülüklerini dikkatle incelemesi gerekiyor.
Çünkü devlet desteği önemli olmakla birlikte, dönüşümün diğer tarafında özel sektör ve vatandaş da bulunuyor. Yanlış yüklenici seçimi veya iyi hazırlanmamış bir sözleşme, yıllarca sürebilecek mağduriyetlere neden olabilir.
Sonuç olarak kentsel dönüşüm desteğinde yeni dönem, İstanbul'daki riskli yapıların yenilenmesi açısından önemli bir finansman ve zaman penceresi oluşturuyor. “Yarısı Bizden” kampanyasının 2027 sonuna kadar uzatılması vatandaşın önündeki zaman baskısını azaltırken, Dünya Bankası kaynaklı finansman imkanları da alternatif bir kanal oluşturuyor.
Fakat benim açımdan asıl mesele, verilen desteğin büyüklüğünden çok dönüşümün hızıdır. Deprem riski taşıyan binalarda yaşayan vatandaşlarımızın yıllarca bekleyecek zamanı yok. Bunun için finansman, hukuk, ruhsat ve uygulama süreçlerinin mümkün olduğunca sadeleştirilmesi gerekiyor.
Kentsel dönüşüm yalnızca bir inşaat faaliyeti değildir. Aynı zamanda can güvenliği, aile bütçesi, gayrimenkul değeri, şehir ekonomisi ve geleceğin şehirlerinin planlanması meselesidir.
Devletin desteği, vatandaşın kararlılığı ve özel sektörün sorumluluğu aynı noktada buluştuğu zaman gerçek anlamda güvenli şehirlerden söz edebiliriz. Önümüzdeki dönemde başarının ölçüsü de kaç binanın dönüşüm kapsamına alındığı değil, kaç vatandaşımızın gerçekten güvenli konutlarda yaşamaya başladığı olacaktır.