Yıl sonuna doğru yaklaşırken çalışanların gündeminde yalnızca maaş zamları ve enflasyon değil, vergi dilimleri de önemli bir yer tutuyor. Özellikle ücretlerde yıl içerisinde yapılan artışlar, çalışanların gelir vergisi matrahını yükselttiği için yılın ilerleyen aylarında aynı brüt ücret üzerinden daha yüksek oranda vergi ödenmesine neden olabiliyor. Bunun sonucu ise çalışan açısından oldukça dikkat çekici: Maaş artıyor ancak ele geçen net para aynı oranda artmıyor.
Aslında burada çalışanların en çok dikkat etmesi gereken konu, bordroda görünen brüt ücret ile banka hesabına yatan net ücret arasındaki farktır. Yılın başında alınan maaş ile yılın sonlarına doğru alınan maaş arasında vergi dilimi nedeniyle farklılık oluşabiliyor. Çalışan, yıl içinde gelir vergisi matrahı belirli sınırları aştıkça daha yüksek vergi oranına tabi oluyor. Dolayısıyla maaş zammının bir bölümü vergiye gidiyor.
Bu sistemin özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde önemli bir sorun oluşturduğunu düşünüyorum. Çünkü enflasyon nedeniyle çalışanların ücretlerinde nominal artış yapılıyor. Ancak ücretin satın alma gücü aynı oranda yükselmiyor. Bunun üzerine bir de vergi dilimi etkisi geldiğinde çalışanın reel geliri daha fazla baskı altında kalıyor.
Örneğin bir çalışanın yıl başında aldığı ücretin belirli bir gelir vergisi diliminde olduğunu düşünelim. Yıl içerisinde maaşına zam geldiğinde veya prim, ikramiye gibi ek ödemeler aldığında kümülatif vergi matrahı hızla yükselebiliyor. Çalışan birkaç ay sonra daha üst vergi dilimine geçtiğinde, brüt maaşındaki artışın net maaşa yansıması beklenenden düşük kalıyor.
Burada önemli olan nokta şudur: Çalışanın cebine giren para sadece maaş zammıyla belirlenmiyor. Vergi dilimi, SGK kesintileri, damga vergisi ve diğer yasal kesintiler de net ücreti doğrudan etkiliyor.
Özellikle sabit ve dar gelirli çalışanlar açısından konu daha da önemli. Çünkü yüksek gelirli bir çalışanın vergi nedeniyle yaşadığı kaybı telafi etme imkânı daha yüksek olabilir. Ancak asgari ücretin biraz üzerinde gelir elde eden veya orta gelir grubunda bulunan bir çalışan için birkaç yüz liralık ya da birkaç bin liralık fark bile aile bütçesinde ciddi karşılık bulabiliyor.
Bence burada üzerinde durulması gereken temel mesele, vergi dilimlerinin enflasyon karşısında nasıl güncellendiğidir. Eğer ücretler enflasyon nedeniyle nominal olarak yükseliyor fakat vergi dilimleri aynı hızda güncellenmiyorsa çalışanlar zaman içerisinde daha yüksek vergi oranlarına taşınmış oluyor. Buna ekonomik literatürde “bracket creep”, yani vergi dilimlerinde sürüklenme deniliyor.
Bu durum özellikle enflasyonun yüksek olduğu ekonomilerde çalışanların gerçek gelir artışını azaltabiliyor. Çalışan zam aldığını düşünüyor, fakat yıl içerisinde vergi yükü arttığı için bu zammın tamamını hissedemiyor.
Önümüzdeki dönemde yapılacak ücret artışları değerlendirilirken bu nedenle yalnızca yüzde kaç zam yapılacağına bakmamak gerekiyor. Asıl bakılması gereken, çalışanın zam sonrasında yıl boyunca eline geçecek net gelirin ne kadar olacağıdır.
Benim kanaatim, vergi dilimlerinin yalnızca nominal ücret artışları dikkate alınarak değil, enflasyon ve çalışanların satın alma gücü dikkate alınarak düzenlenmesi gerektiği yönündedir. Aksi halde kağıt üzerinde ücretler yükselirken çalışanların gerçek refahında aynı ölçüde iyileşme sağlanamayabilir.
Üstelik konu yalnızca çalışanı ilgilendirmiyor. Net gelirin düşmesi veya beklenenden daha az artması, tüketici harcamalarını da etkiliyor. Hane halkı gelirinin önemli bir bölümünü gıda, kira, enerji, ulaşım ve eğitim gibi zorunlu harcamalara ayırıyor. Vergi nedeniyle kullanılabilir gelir azaldığında vatandaşın tasarruf yapma kapasitesi de düşüyor.
Burada işverenler açısından da farklı bir tablo ortaya çıkıyor. İşveren çalışanın eline daha fazla para geçmesini sağlamak için brüt ücret artışı yapmak zorunda kalabiliyor. Fakat bunun maliyeti yalnızca ücret artışıyla sınırlı kalmıyor; SGK ve diğer işveren yükleri de devreye giriyor. Dolayısıyla vergi dilimleri, işgücü maliyetleri açısından da önemli bir konu haline geliyor.
Yıl sonuna yaklaşırken milyonlarca çalışanın bordrosunda vergi dilimi etkisini daha fazla hissetmesi mümkün. Bu nedenle çalışanların maaşlarını değerlendirirken sadece “zam oranı”na değil, “net maaş” ve “yıl boyunca oluşacak toplam vergi yükü”ne bakması gerekiyor.
Sonuç olarak, yüksek enflasyon ortamında ücretlilerin satın alma gücünü korumak istiyorsak yalnızca maaş artışlarını konuşmak yeterli değildir. Vergi dilimleri de aynı ekonomik gerçeklik içerisinde değerlendirilmelidir.
Çünkü çalışan açısından önemli olan bordroda yazan rakam değil, ay sonunda gerçekten cebine giren ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılamaya yeten paradır. Maaşın rakamsal olarak yükselmesi tek başına refah artışı anlamına gelmez. Eğer vergi ve diğer kesintiler nedeniyle çalışanın eline geçen net gelir aynı ölçüde yükselmiyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorun var demektir.
Yıl sonuna gelirken asıl soru da budur: Çalışanın maaşı ne kadar arttı değil, bu artışın ne kadarı gerçekten çalışanın cebinde kaldı?